Maruti Suzuki işçileri davasındaki temel gerçekler

25 Mart 2017

Hindistan’da, 13 otomotiv işçisi, ülkenin başkenti Yeni Delhi’nin varoşlarındaki bir Maruti Suzuki otomobil montaj tesisinde Temmuz 2012’de meydana gelen bir çatışmadan kaynaklanan cinayet suçlamaları üzerine kurulan komplonun ardından, ömür boyu hapse mahkum edilmiş durumda.

Manesar Haryana tesisindeki Maruti Suzuki İşçi Sendikası’nın (MSWU) 12 yürütme organı üyesinin tamamını kapsayan bu işçiler, Hindistan’ın kötü ünlü hapishanelerinde çürümeye mahkum edildiler. Tüm bu işçiler, şirketin, polisin ve yargı makamlarının, Hindistan’ın başlıca siyasi partileri olan Kongre Partisi ile Hindu üstünlüğü yanlısı Bharatiya Janata Partisi’nin (BJP) tam suç ortaklığıyla yürüttüğü acımasız bir kan davasının kurbanlarıdır.

Mahkum edilen işçiler, tamamen masumdur. Onların tek “suçu”, Japonya merkezli ulusötesi şirketin şirket yanlısı, yardakçı bir sendikanın yardımıyla dayattığı berbat çalışma koşullarına meydan okumaktı.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi ve Dünya Sosyalist Web Sitesi, işçiler Ram Meher, Sandeep Dhillon, Ram Bilas, Sarabjeet Singh, Pawan Kumar, Sohan Kumar, Ajmer Singh, Suresh Kumar, Amarjeet, Dhanraj Bambi, Pradeep Gujjar, Yogesh ve Jiyalal’ın derhal serbest bırakılmasını talep eden uluslararası bir savunma kampanyası başlatmış durumda.

Davanın arka planı

Manesar Maruti Suzuki işçileri, Mart 2012’de, şirket kontrolündeki sendikaya meydan okuyarak girişilen ve aylar süren grevlerin, oturma eylemlerinin ve diğer eylemlerin ardından, şirketi, taleplerinin yerine getirilmesinin ilk adımı olarak MSWU’yu tanımaya zorladılar. Talepler arasında, binlerce geçici işçiye daimi işçilerin maaşının yarısından daha az (ayda 14.000 rupi – 214 dolar) ödenmesini sağlayan nefret edilen sözleşmeli çalışma sisteminin kaldırılması da vardı. Dört ay sonra, 18 Temmuz 2012’de, işletme yönetimi fabrika içinde bir kavga kışkırttı. İşçiler bir özel güvenlik haydutları ordusu karşısında kendilerini savunurken, esrarlı bir şekilde bir yangın başladı. Yangın, dumandan kötü bir şekilde etkilenmiş olan insan kaynakları müdürü Awanish Kumar Dev’in hayatına mal oldu.

Komplo kurulan işçilerden herhangi birinin yangınla ya da Dev’in ölümüyle bağlantılı olduğu yönünde en ufak bir kanıt bulunmuyor. Dahası, Dev, fabrikada işçilere karşı cana yakın olan tek yönetici olduğu için, işçilerin zarar vermek isteyeceği son kişi idi. Hatta o, MSWU’nun Haryana Çalışma Bakanlığı’na kayıt edilmesinde işçilere yardımcı bile olmuştu.

Yangın, iddia makamının cinayet davasının en önemli noktasıydı. Yine de savcılık, yangının nerede, ne zaman veya nasıl başladığını bile tespit edemedi. Yetkililer, yangına ilişkin ilk soruşturma sırasında sözüm ona bulunamamış ve alevlerle kül edilmiş bir alanda açıklanamaz bir şekilde zarar görmeden kalmış bir kibrit kutusu bulduklarını iddia ettiler.

Polis baskısı

18 Temmuz olayları, şirket ve Hindistan makamları tarafından, işçilere yönelik ağır bir baskının bahanesi olarak kullanıldı. Hemen ertesi günden başlayarak, polis, işçilerin evlerini bastı ve yüzlerce işçiyi döverek gözaltına aldı.

Bunun ardından, Suzuki, 2.300 işçiyi işten atıp yerlerine yeni işçiler alarak işgücünü temizledi.

Savunma avukatları, kısa süre sonra, polisin resmen tutuklayıp hapse attığı 150 dolayında işçiye yönelik devlet komplosunu ifşa etmeye başladılar. Onlar, polisin, şirket yönetiminin sağladığı “şüpheliler” listesinde yer alanları hedeflemiş olduğunu ve 89 işçinin, Maruti Suzuki’nin dört taşeronunun alfabetik olarak hazırlamış olduğu tahsisatlara göre polis tarafından sağlanan isimlere dayanarak tutuklanmış olduğunu gösterdiler. Dolayısıyla, bir “görgü tanığı”, yalnızca, isimlerinin baş harfi A’dan G’ye, bir diğeri ise yalnızca G’den P’ye kadar olan vb. “ayaklanan işçileri” görmüştü. Duruşmada, görgü tanıkları, töhmet altında bırakmış oldukları işçileri teşhis edememişti.

Bu ve diğer pek çok tutarsızlığa ve uydurmalara rağmen, 148 işçi, üç yılı aşkın süre, insan hakları gruplarına göre polisin onlara işkence yaptığı hapiste tutuldular. İşçilerin kefaletle serbest bırakılmasını reddeden yetkililer, küresel yatırımcıların güveninin yeniden tesis edilmesi gerektiğini ve onlara Hindistan’da “iş huzursuzluğu” ile karşılaşmayacaklarını göstermek zorunda olduklarını açıkladılar.

Gurgaon Bölge Mahkemesi, 13 işçiyi cinayetten, diğer 18 işçiyi daha hafif suçlardan mahkum ederken, polis ile Maruti Suzuki yönetimi arasında gizli anlaşma olduğu ve kanıtların uydurulduğu yönündeki kendi bulgularını kasten görmezden gelmek zorundaydı.

Gerçekte iddia makamının kanıtları öylesine geçersiz ve şaibeliydi ki, mahkeme, 117 işçiyi beraat ettirmek zorunda kaldı ki bunlar, savcıların son dakikaya kadar öfkeli bir şekilde en az diğer işçiler kadar suçlu olduklarını iddia ettiği işçilerdi.

Maruti Suzuki işçileri neden hedef alındı?

Manesar Maruti Suzuki işçileri, toplu tutuklamalar ve komplo öncesindeki 14 ayda, şirket patronlarının ve siyaset kurumunun öfkesini doğuracak şekilde, devasa Manesar-Gurgaon sanayi bölgesi genelindeki işçi direnişinin odak noktası haline gelmişlerdi. Kongre Partisi önderliğindeki Haryana eyalet yönetimi, işçi eylemlerini toptan kırmak için defalarca polisi seferber etmiş ve MSWU’nun eyalet ekonomisini “sabote etmeye” kararlı “teröristler” ve diğer “yabancılar” ile işbirliği içinde olduğunu ileri sürmüştü.

Savcılık, kapanış konuşmasında, işçilerin eylemlerinin BJP ulusal hükümetinin “Made in India” programına yönelik bir tehdit olduğunu ileri sürerek, Maruti Suzuki işçilerine acımasız bir ceza verilmesini talep etti. Yani, bu işçiler, hükümetin Çin’in altını oyma ve Hindistan’ı ulusötesi şirketlere ucuz ve uysal işgücü sağlayarak dünyanın kötü çalışma koşullarına sahip fabrikası yapma yönelimine bir tehditti.

Maruti Suzuki işçilerinin savunusu uluslararası bir meseledir ve uluslararası işçi sınıfının sorumluluğudur. Suzuki gibi ulusötesi şirketler, en ucuz işgücü maliyetlerini bulmak için dünyayı didik didik tarıyor. Aynı anda, hükümetler, işçi direnişlerine suç muamelesi yapıyor.

Kaybedecek zaman yok! Eğer bu rezalet iptal edilmez ve Maruti Suzuki işçileri serbest bırakılmazsa, bu, yalnızca Hindistan egemen seçkinlerine değil, ama bütün ülkelerdeki şirket ve mali sektör aristokrasisine cesaret verecektir.

Hindistan’ın hapishane sistemi gerçek bir cehennemdir. Komplo kurulan işçilerin ailelerinin birçoğu, ailenin geçimini sağlayan tek kişinin hapse atılmasıyla birlikte, aşırı yoksullukla karşı karşıya bulunuyor. Ayrıca, Maruti Suzuki, ömür boyu hapis cezalarını çok hafif bulduğunu bildirmiş durumda. Şirket avukatları, iddia makamının talep etmiş olduğu 13 işçinin asılarak idam edilmesi yönünde baskı yapmak amacıyla, 18 Mart kararını temyize götüreceklerini ilan ettiler.

Maruti Suzuki işçilerine yönelik saldırı, dünyanın dört bir yanında işçi sınıfına karşı yürütülen savaşın parçasıdır. Bu işçiler için adalet, kapitalist mahkemelere, Hindistan siyaset kurumuna ya da bu düzene tümüyle bağlı olan ve bu yüzden, zulme uğrayan işçileri sistematik olarak yalıtan büyük sendikalara başvurarak elde edilmeyecek.

Tüm dünya işçileri ve demokratik hakları savunan herkes, cesur Maruti Suzuki işçilerinin yardımına koşmalı ve onların derhal serbest bırakılmasını talep etmelidir.