ABD Suriye’deki hava savaşını tırmandırırken Şam’daki çatışmalar alevleniyor

Jordan Shilton
25 Mart 2017

Suriye iç savaşının 2011’de patlak vermesinden bu yana Şam’daki en sert çatışmalardan bazıları, son günlerde meydana geldi. Pazar günü, eski El Kaide şubesi El Nusra Cephesi’nden kayda değer sayıda savaşçının dahil olduğu İslamcılardan ve diğer muhalefet güçlerinden oluşan bir koalisyon, kentin doğu mahallelerine yönelik beklenmedik bir saldırı başlattı ve bazı yerleri ele geçirdi.

Esad’ın devrilmesini ve Şam’da bir kukla rejim kurulmasını hararetle savunan New York Times bile, ikiyüzlü bir şekilde, saldırıyı yapan “asi grupları ile aşırı İslamcılar arasındaki ittifak görüntüsü”ne ilişkin “siyasi kaygılar”ını belirtti.

Suriye hükümeti kaynaklarına göre, Devlet Başkanı Beşar Esad’a bağlı güçler, Pazartesi günü bir karşı saldırı başlattı ve önceki gün İslamcılar tarafından ele geçirilmiş olan toprakların büyük kısmını geri aldı. Ancak dün, asiler, kendi ellerindeki El Kabun semtine yönelik hükümet kuşatmasını kırma amacıyla ikinci bir saldırı başlattılar.

Hama vilayetinde ve Batı Halep’te, hükümet kontrolündeki topraklara yönelik başka saldırı haberleri de geldi.

Suriye ve Rusya uçakları, asilerin elindeki bölgelere yönelik ağır bombardımanlara giriştiler. Pazar günkü sürpriz saldırının başlamasından bu yana 143 hava saldırısı bildirildi. Asiler, Şam’daki bir adliye binasına yönelik, 30 kişinin ölümüne yol açan bir intihar saldırısı dahil olmak üzere, ayrım gözetmeksizin sivilleri hedef aldılar.

Cihatçı güçler ve diğer muhalefet savaşçılarının saldırılarını sürdürüp Şam içine daha fazla girip giremeyecekleri belirsizliğini korusa da, çatışmanın tırmanması, arabuluculuğunu Rusya ile Türkiye’nin yaptığı Aralık ayındaki ateşkesin bir ölü belge olduğunu gösteriyor. Neredeyse tüm gözlemciler, yarın [Perşembe günü] BM’nin Suriye özel temsilcisinin başkanlığında Cenevre’de başlaması planlanan barış görüşmelerinde hiçbir somut ilerleme kaydedilmeyeceğini öngörüyor. Cenevre’deki görüşmelerde muhalefetin baş temsilcisi olarak belirlenmiş olan Muhammed Alluş, aynı zamanda, Şam’a yönelik saldırıya önderlik eden gruplardan İslam Ordusu’nun lideri.

Çatışma, ayrıca, Trump yönetiminin ABD’nin Suriye ile Irak’taki savaşa müdahalesinin büyük çaplı bir genişlemesinin parçası olarak, 1.000 ABD deniz piyadesini daha göndermeye hazırlandığı son derece istikrarsız ve patlayıcı durumu vurguluyor.

ABD’nin kışkırttığı ve geçtiğimiz hafta yedinci yılına giren acımasız rejim değişikliği savaşı, halihazırda yarım milyon kadar insanın yaşamına mal olmuş ve 11 milyon insanın evlerinden sürülmesine yol açmış durumda.

Suriye’deki ve Irak’taki ABD ve koalisyon hava saldırılarını izleyen Airwars adlı grup, kısa süre önce, Trump’ın göreve gelmesinden bu yana her iki ülkedeki sivil kayıplarında “görülmemiş” bir artış yaşandığını belirtti. Şu anda kenti IŞİD’den geri alma yönündeki bir saldırının hedefi olan Irak’ın Musul kentindeki yerel kaynaklar, Airwars’a, Mart ayının sadece ilk haftasında, ABD önderliğindeki hava saldırılarında 250 ile 370 arasında silahsız sivilin öldürüldüğünü bildirdiler.

Airwars, geçtiğimiz üç yılda, ABD önderliğindeki koalisyonun gerçekleştirdiği hava saldırılarının Suriye’de yaklaşık 2.590 sivilin hayatına mal olduğunu hesapladı.

Haberlere göre son katliam, Salı günü, IŞİD’in fiili başkenti Rakka’da, iddialara göre bir hava saldırısı yüzlerce sivile ev sahipliği yapan bir okulu vurduğunda gerçekleşti. Doğrulanması halinde, bu, geçtiğimiz hafta içinde çok sayıda sivilin yaşamına mal olan ikinci saldırı olacak. İlki, ABD’nin El Kaide tarafından bir üs olarak kullanıldığını iddia ettiği İdlib vilayetindeki bir caminin kısmen imha edilmesiyle meydana gelmiş; saldırıda en az 42 kişi katledilmişti. Bununla birlikte, haberler çok daha fazla sayıda kişinin hala enkaz altında olduğundan söz ediyordu.

Geçtiğimiz Perşembe günkü hava saldırısının ardından yıkımı ayrıntılandıran çok sayıda fotoğrafla, video görüntüsüyle ve görgü tanığıyla karşı karşıya kalan ABD ordusu yetkilileri, dün, CNN’e, saldırıya ilişkin resmi bir soruşturma başlatıldığını söylediler.

Sivillerin artan şekilde hedef alınması, Trump yönetiminin Suriye savaşını büyük ölçüde tırmandırmasının bir parçasıdır. Trump, CIA’e, hava saldırıları gerçekleştirme yetkisi verdi ve sivil kayıplara yol açsa bile hedeflerin vurulmasına izin vermek üzere, ABD güçlerinin angajman kurallarının gevşetilmesini istedi.

ABD müdahalesinin hızlanması, artan bölgesel gerilim koşullarında meydana geliyor. Geçtiğimiz Cuma, İsrail, Suriye’de hükümetin elindeki Palmira kenti yakınındaki bir mevziyi vurarak, bu ülkedeki en provokatif hava baskınlarından birini gerçekleştirdi. Esad yönetimi, İsrail saldırısının Suriye ordusuna ait mevzileri vurduğunu, uçaklara karşı hava savunma füzeleri ateşlediğini ve kendi Arrow [Ok] adlı savunma sistemiyle bir füzeyi düşürdüğünü ileri sürdü. İsrail ise [saldırıda] Lübnan’daki Hizbullah’a gönderilen bir silah sevkiyatını hedef aldığını iddia etti.

Ardından, Rus yetkililer, birkaç Rus subayın saldırının yapıldığı yere yakın mesafede olduğunu açıkladılar. Moskova, hava saldırısını açıklaması için İsrail büyükelçisini çağırdı.

İsrailli politikacılar, saldırıyı savundular ve benzeri saldırıların önümüzdeki dönemde artacağını vurguladılar. Dışişleri Bakanı Avigdor Liberman, Pazar günü, İsrail Devlet Radyosu’na, “Bir dahaki sefer, Suriyeliler uçaklarımıza karşı hava savunma sistemlerini kullandığında, hiç tereddüt etmeden hepsini yok edeceğiz.” diye konuştu.

İsrail, ayrıca, müdahalesini, İran’ın ülkede kalıcı bir askeri varlık oluşturarak Şam üzerindeki etkisini güçlendirme girişiminde bulunduğu yönündeki suçlamalarla gerekçelendirmeye çalıştı. Tel Aviv’in Tahran’a yönelik sert tutumu, Trump yönetiminin tam desteğini alıyor.

Başbakan Benjamin Netanyahu, Çin ziyareti sırasında, Rusya ile gerilimler hakkında konuşmayı reddetti ama hava saldırılarının süreceğini vurguladı. O, “İstihbarat ve askeri bakış açısından bir uygulanabilirlik söz konusu olursa, saldırırız ve bu devam edecek.” dedi.

Esad, İsrail hava saldırısına yanıt olarak, Rusya’yı gelecekteki saldırılara engel olmaya çağırdı. Esad, Rus gazetecilere, “Rusya, İsrail’in artık Suriye’ye saldırmaması için bir rol oynayabilir. Bence Rusya bu bakımdan önemli bir rol oynayabilir.” dedi.

Eylül 2015’te Esad diktatörlüğünü desteklemek amacıyla Suriye çatışmasına müdahale eden Kremlin, ABD müdahalesinin genişlemesine, karadaki varlığını arttırarak karşılık veriyor. Pazartesi günü, YPG sözcüsü Redur Xelil, Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) silahlı kanadı YPG’nin, Suriye’nin kuzeybatısında Rus askerlerin Kürt savaşçıları eğiteceği bir askeri üs kurma konusunda Moskova ile anlaşmaya vardığını doğruladı. Xelil, askerlerin ve zırhlı araçların şimdiden Afrin kasabasına varmış olduklarını söyledi. Rusya ise, Halep vilayetinde zaten bir varlığının bulunduğunu iddia ederek, Suriye topraklarında başka bir askeri üs kurma niyetinde olmadığını belirtti.

YPG, aynı zamanda, Rakka’yı IŞİD’den geri alma saldırısına yönlendirilmiş Kürt milislerin arasına yerleştirilmiş ABD askerleriyle, Washington tarafından destekleniyor.

Rusya’nın eğitim girişimine ilişkin haberler, geçtiğimiz Ağustos ayında sınırında Kürt güçleri tarafından kontrol edilen birleşik bir bölgenin kurulmasını önleme birincil hedefiyle Suriye’nin kuzeyine müdahale etmiş olan Türkiye’nin şiddetli tepkisine yol açtı. Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Ankara’nın Suriye’de bir “terör bölgesi”ni hoş görmeyeceğini söyledi ve bölgenin etnik yapısına dokunulmaması gerektiğini ekledi.

Türk Silahlı Kuvvetleri, Ankara’nın bir terör örgütü olarak tanımladığı YPG ile defalarca çatıştı. Bu ayın başında, Türkiye, YPG’nin çekilmemesi halinde Menbic kasabasına saldırma tehdidinde bulundu ama ABD ile Rusya’nın muhalefeti karşısında bundan vazgeçmek zorunda kaldı.

Bu çatışmalı bölgede ABD askerlerinin karadaki varlığının artması ve çatışmanın Trump yönetimi tarafından Suriye ve Irak genelinde daha kapsamlı bir şekilde tırmandırılması, hızla kontrolden çıkabilecek bir çatışmanın ateşini körüklüyor. Suriye içinde operasyon yürüten çok sayıda rakip askeri gücün arasında herhangi bir kasıtsız çatışma bile, Ortadoğu’nun uzun süredir acı çeken halkları için yıkıcı sonuçlarıyla birlikte, bölgesel ve küresel güçleri içine çekmeye yeterli olacaktır.