ABD ile Türkiye arasında vize krizi

Halil Celik
11 Ekim 2017

8 Ekim’de, hem ABD hem Türkiye, iki NATO müttefiki arasındaki ilişkiler hızla kötüleşir ve Trump yönetimi Kuzey Kore’ye ve İran’a karşı savaş tehditlerini arttırırken, göçmenler dışındaki tüm vize hizmetlerini karşılıklı olarak askıya aldı.

Ankara’daki ABD Büyükelçiliği, Twitter’da yayınlanan bir açıklamayla, Türkiye’deki diplomatik tesislerinde göçmenlere yönelik olanlar hariç, tüm vize işlemlerini askıya aldığını duyurdu: “Son zamanlarda yaşanan olaylar, ABD Hükümeti’ni, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin ABD Misyonu’nun tesisleri ve personelinin güvenliğine ilişkin taahhütlerini yeniden değerlendirmek zorunda bırakmıştır. Söz konusu değerlendirme sürecinde, Büyükelçiliğimiz ve Konsolosluklarımıza gelen ziyaretçi sayısını en aza indirgemek amacıyla, şu andan itibaren geçerli olmak üzere, Türkiye’deki tüm ABD diplomatik misyonlarındaki göçmen olmayan vize hizmetleri askıya alınmıştır.”

Bunun hemen ardından, Washington’daki Türkiye Büyükelçiliği, “ABD’deki tüm Türkiye diplomatik tesislerinde göçmen olmayan vize hizmetlerinin tamamını askıya aldığı”nı duyurarak, aynı şekilde karşılık verdi.

Bu gelişmeler, İstanbul başsavcısının bir ABD Konsolosluğu çalışanı için tutuklama kararı çıkarmasının ardından gerçekleşti.

25 Eylül’de, yine ABD İstanbul Başkonsolosluğu’nda çalışan Metin Topuz, casusluk ve hükümeti devirmeye teşebbüs, yani FETÖ (“Fethullahçı Terör Örgütü”) ile bağlantılı olma suçlamasıyla tutuklanmıştı. Adını, Pennsylvania’da gönüllü bir sürgün hayatı yaşayan ve uluslararası okullar, şirketler ve kuruluşlar ağına önderlik eden Amerika yanlısı Türk İslamcı vaiz Fethullah Gülen’den alan FETÖ, AKP hükümeti tarafından, 15 Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişimini yönetmekle suçlanıyor.

ABD Büyükelçiliği, Perşembe günü yayınlanan bir açıklamada, Topuz’un tutuklanmasından “son derece rahatsız” olduğunu belirtmiş ve “Bu suçlamaların tamamen dayanaksız olduğuna inanıyoruz.” diye eklemişti. Türkiye Dışişleri Bakanlığı ise, buna, Topuz’un ne Amerikan Konsolosluğu’nun bir çalışanı ne de diplomatik veya konsolosluk dokunulmazlığına sahip olduğu karşılığını verdi.

Bu iki çalışana ek olarak, aralarında bir başka konsolosluk çalışanının ve Amerikalı bir papazın (Andrew Brunson) bulunduğu bir düzine Amerikalı parmaklıkların arkasında ve geçtiğimiz yılki ABD destekli başarısız darbe girişiminde yer alma suçlamalarıyla uzun hapis cezalarıyla karşı karşıya.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi John Bass, 6 Ekim’de İstanbul’da gazeteciler ile yapılan bir toplantıda şunları söyledi: “Türk hükümetindeki bazı kişilerin bu davayı bir yargıcın önünde bir mahkemede düzgün bir şekilde yürütmektense, medya organları üzerinden sürdürmeyi tercih etmesinden son derece rahatsızım. Bu bana adaleti aramak gibi değil, daha çok intikam peşinde koşmak gibi görünüyor.”

Ankara, gerçekleşen gözaltıları ve tutuklamaları, Washington ile pazarlık kozu olarak kullanma niyetinde. Polis Akademisi’nin açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hükümetinin, Fethullah Gülen karşılığında ABD’ye Brunson’u teslim edeceğini belirtti. O,“Kalkıyorlar, diyorlar, işte filanca papazı bize verin. Bir papaz da sizde var, siz onu bize verin biz de size onu yapalım yargıda şeyini, size verelim” dedi.

ABD-Türkiye ilişkilerindeki krizin arkasında, Ankara ABD’nin savaş planlarının iki ana hedefi olan Rusya ve İran ile bağlarını geliştirirken, iki ülke arasında derinleşen stratejik anlaşmazlıklar yatıyor.

Hafta sonu, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), belirtildiğine göre Rus kuvvetleri ile sıkı işbirliği içinde, Suriye’nin İdlib vilayetine yönelik askeri operasyonunu başlattı. İdlib’de, Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), El Kaide’nin Suriye kolu olan eski El Nusra Cephesi’nin başını çektiği bir grup olan cihatçı Tahrir el-Şam ile savaşıyor.

Türk ordusu, operasyonunu, geçtiğimiz ay Kazakistan’da varılan ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yönetiminin arkasındaki Rusya ve İran tarafından desteklenen bir anlaşma doğrultusunda yürütüyor. 14 Eylül’de, Rusya, Türkiye ile İran’ın yanı sıra Suriye hükümeti ve muhalefet grupları, Suriye’deki çatışmasızlık bölgelerinde bir ateşkes uygulamaya koymak üzere bir araya gelmişlerdi. Anlaşmaya göre, Rusya ve İran saldırıları durdurmak için İdlib’i çevreleyen toprakları korurken, Türk askerleri kentte görevlendirilecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin “26. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı”nda yaptığı konuşmada, Suriye’deki istilayı meşrulaştırmak için, “Biz Suriye'ye gitmezsek, Suriye bize geliyor… Hatay'dan al, Gaziantep, Mardin bütün buralarda bir tehdit var. Bugün 3, 5, 10 havan topu geliyorsa yarın başka bombalar buraya inmeye başlar.” dedi.

Ancak Türkiye’nin asıl kaygısı, ABD emperyalizminin ve onun Suriye’deki Avrupalı ortaklarının başlıca vekil gücü olan Halk Savunma Birlikleri’dir (YPG). Ankara, YPG’yi, Türkiye içinde otuz yılı aşkın süredir bir gerilla savaşı sürdüren Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) uzantısı olarak kabul ediyor.

Erdoğan, Türkiye’nin ABD destekli Kürt güçlerince kontrol edilen güney sınırının Suriye tarafı ile ilgili olarak, “Afrin'den Akdeniz'e uzanan terör koridoruna izin veremeyiz.” dedi.

Türkiye, altı buçuk yıldır devam eden savaşta, başlangıçta, Esad yönetimine karşı savaşan asilerin başlıca destekçilerinden biriydi. Ancak onun odak noktası, Ankara’yı NATO’daki emperyalist müttefikleri ile bir anlaşmazlık içine sokacak şekilde, Esad’ı devirmekten kendi sınırlarını Kürt gruplarına karşı korumaya doğru kaymış durumda.

Pentagon Ankara’nın İdlib’deki askeri operasyonuna “bölgede çatışmasızlığı sağlamak” üzere desteğini açıklamış olsa da, gerçekte, Türk askerleri ile kent çevresinde bulunan YPG savaşçıları arasında olası bir çatışmadan son derece endişe duyuyor.

Dahası, Türk askeri operasyonu, İdlib’e yönelik ABD destekli bir askeri saldırı hazırlığı iddialarına ilişkin medya haberlerinin ortasında gerçekleşti. 30 Temmuz’da bir panelde konuşan ABD’nin IŞİD ile savaşan küresel koalisyonunun özel temsilcisi Brett McGurk, “İdlib, Türkiye sınırındaki El Kaide teröristleri için güvenli bir bölge haline geldi.” demişti. Bu, Ankara, Moskova ve Tahran tarafından, Suriye’de yaklaşan bir ABD atağının işareti olarak yorumlanmıştı.

Ankara ve Tahran, İdlib’deki yakın işbirliğinin yanı sıra, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) 25 Eylül’deki referandumuna karşı Irak merkezi hükümetinin yanında yer alıyor. Onlar, KBY’ye yaptırımlar uyguluyorlar ve bunu, KBY’nin İran ve Türkiye taraflarında elinde tuttuğu dış sınır noktalarını ele geçirmeye yönelik olası bir askeri harekat izleyebilir. Ankara, ayrıca, Kerkük’e ve KBY’nin IŞİD’e karşı savaş sırasında işgal ettiği diğer “tartışmalı topraklar”a kendi askerlerini göndermeye hazırlanıyor.

Bu arada, İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, ABD’nin, İran’ın Devrim Muhafızları’nı terörist bir grup olarak tanımlamayı da kapsayan yeni tehditlerine sert biçimde tepki gösterdi. İran’ın Tasnim haber ajansına göre, Behram Kasımi, bu tür bir hamleyi “stratejik bir hata” olarak tanımladı ve ekledi: “İran’ın tepkisi sert, kararlı ve ezici olacak.”