Hint makamları komplo kurulan Maruti Suzuki işçilerine karşı kan davasını şiddetlendiriyor

Keith Jones
3 Mart 2018

Zulmedilen Hindistanlı Maruti Suzuki işçileri, Dünya Sosyalist Web Sitesi’ne (WSWS), Haryana başsavcısının emirlerine göre hareket eden savcıların bir Yüksek Mahkeme’den 13 işçinin asılarak idam edilme cezasına çarptırılmasını talep edeceği bilgisini verdiler.

13 işçi, geçtiğimiz yılın Mart ayında düzmece cinayet suçlamalarından mahkum edilmiş ve ömür boyu hapis cezası almıştı. Ancak bu, Hindistan egemen seçkinlerini ya da Japonya merkezli ulusötesi şirket Suzuki’nin sahiplerini tatmin etmedi. Onlar, Hindistan genelindeki işçilerin gözünü korkutma amacıyla işçilerin kanını istiyor.

13 işçiden 12’si, Maruti Suzuki’nin Haryana eyaletinin Manesar kentindeki otomobil montaj fabrikasındaki işçilerin 2011-2012’de şirket yönetimine ve hükümet onaylı, şirket maşası bir sendikaya karşı şiddetli mücadeleler içinde kurmuş olduğu Maruti Suzuki İşçi Sendikası’nın (MSWU) yürütme üyesi.

13 Maruti Suzuki işçisi

 

Söylendiğine göre, savcılar, ayrıca, diğer 117 Maruti Suzuki işçisinin ayaklanmayı ve saldırıyı kapsayan çeşitli ciddi suçlamalardan beraat etmesi kararını üst mahkemede bozmaya çalışıyor.

Maruti Suzuki işçileri, polisin, başsavcılığın, yargının ve egemen sınıfın başlıca iki partisinin dahil olduğu yasal bir kan davasının hedefidir. Komplo, Kongre Partisi’nin Haryana’da eyalet hükümetini kurduğu ve Hindistan’ın ulusal hükümetine önderlik ettiği 2012 yazında başlatılmış; onunla bağlantılı olarak, Manesar fabrikasındaki 2.300 işçi işten atılmıştı. Komplo, 2014’te Kongre Partisi’nin yerini alan Bharatiya Janata Partisi (BJP) yönetimleri altında devam etti.

İdamla tehdit edilen 13 işçinin, geçtiğimiz Mart ayında daha hafif suçlamalardan mahkum edilen diğer 18 işçinin ve yetkililerin beraat etmelerine intikamcı bir şekilde itiraz ettiği 117 işçinin tek “suçu”, yoksulluk ücretlerine, güvencesiz çalışmaya ve acımasız bir iş düzenine başkaldırmaktır.

Dünya Sosyalist Web Sitesi, daha önce, Maruti Suzuki işçilerinin derhal serbest bırakılmasını ve onlara karşı tüm suçlamaların düşürülmesini sağlamak için Hindistan’daki ve dünya çapındaki işçileri harekete geçirme çabalarımızın parçası olarak, komploya ilişkin ayrıntılı, beş bölümlük bir teşhir yazısı yayınlamıştı. (Bkz: “Maruti Suzuki işçilerine yönelik komplo—I. Bölüm: Bir adalet karikatürü”)

18 Temmuz 2012’de, şirket yönetimi işçiler ile bir tartışma kışkırtmıştı. Bunu izleyen arbedede, işçilere karşı cana yakın olan müdür Avineesh Dev’in boğularak ölümüne yol açan gizemli bir yangın çıktı. Bu olaydan önceki bir yılı aşkın bir süre boyunca, Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’nin kenar mahallelerinde bulunan dev Gurgaon-Manesar sanayi havzasında bir direniş merkezi olarak ortaya çıkmış olan fabrikadaki işçi protestolarını bastırmak için, Haryana’daki Kongre Partisi yönetiminin emirleri doğrultusunda, defalarca polis konuşlandırılmıştı.

Şirket yönetimi ile birlikte çalışan polis, bir soruşturma bile olmaksızın, kavgadan ve yangından işçileri sorumlu tuttu ve şirketin sağladığı “şüpheliler” listesini kullanarak çok sayıda işçiye yönelik bir tutuklama dalgası başlattı.

Tutuklanan işçilerden bazıları, “itiraflar”a zorlanırken kötü muamele ve işkence gördü.

148 işçinin sonraki yargılaması bir adalet karikatürüydü.

18 Temmuz 2012’de fabrikada olan ama suçlanmayan Maruti Suzuki işçilerinden hiçbirinin ifadesi alınmadı. Bu, mahkemeye başkanlık yapan yargıcın ya MSWU’ya sempati duydukları ya da onun tarafından korkutuldukları için yalan ifade verecekleri iddiasıyla gerekçelendirdiği bir savsamaydı.

Polis otobüsünde mahkemeye götürülen tutuklu işçiler (Kaynak: Rahul Roy’un “'The Factory” filmi)

 

Yangın, savcılığın açtığı cinayet davasının en önemli noktasıydı. Savcılık, şimdiye kadar, yangının nerede, ne zaman ya da nasıl başladığını saptayamadı. Yetkililer, yangına ilişkin ilk soruşturma sırasında sözümona gözden kaçmış ve yangından küle dönen alanda açıklanamayacak şekilde zarar görmeden kalmış bir kibrit kutusu bulduklarını iddia ettiler. Ama hiçbir şey bu kibrit kutusunu herhangi bir işçi ile ilişkilendirmiyordu.

Polis, diğer can alıcı kanıt parçalarında olduğu gibi, bu kibrit kutusu üzerinde de en temel adli testleri gerçekleştirmedi.

Savcılık, davanın açıklamasında, sözde işçilerin şirket yöneticilerine saldırıda hangi silahları kullandıkları dahil, temel unsurları değiştirdi.

Savunma avukatları, yasadışı tezgahın ortaya çıkabileceğinden korktuğu için işçileri töhmet altında bırakmaya yönelik dört “tanık” bulan polisin, 89 işçiyi, Manesar fabrikasında bile çalışmayan bir Maruti Suzuki yetkilisi tarafından sağlanan listelere dayanarak tutuklayıp kanıt ürettiğini gösterdiler. Ayrıca, birkaç polis, 18 Temmuz 2012’deki arbedeye müdahale ettiklerinde işçilerin kendilerine saldırdığının “kanıtı” olarak düzmece adli tıp raporları sundular.

Polisin eylemleri o kadar açık bir şekilde yasadışıydı ki, yargıç, 89 işçiyi, savcılığın hiçbir tanığının teşhis etmediği ya da doğru teşhis edemediği 29 işçi ile birlikte beraat ettirmek zorunda kaldı.

Ancak yargıç, komplonun en önemli parçasını “kurtarma” amacıyla, MSWU’nun önderlerine yönelik cinayet suçlamalarını kabul etti.

O, işçileri suçlu bulurken, kanıtlama yükümlülüğünü defalarca savcılıktan işçilere yükledi ve işçilere karşı tüm davanın, sahte kanıt üretmiş olan aynı polis tarafından kurulduğunu ve buna Maruti Suzuki yönetimi ile işbirliği yapan ve çapraz sorguda kendisinin adli tıp raporunun düzmece olduğunu itiraf eden aynı polis müfettişinin başkanlık ettiğini kasten görmezden geldi.

Yargılama devam ederken, politikacılar ve savcılar, davayı, tekrar tekrar, yatırımcılara işçi huzursuzluğunu bastırmak üzere Hindistan makamlarına güvenebilecekleri konusunda güvence verme gereksinimi ile bağlantılandırdılar. Özel yetkili savcı Anurag Hooda, 13 işçinin ömür boyu hapisle değil ölümle cezalandırılması çağrısı yaparken, “Sanayi büyümemiz azaldı, FDI [Doğrudan Yabancı Yatırımlar] kesildi. Başbakan Narendra Modi ‘Hindistan’da Üret’ çağrısı yapıyor fakat bu tür olaylar imajımızda bir lekedir.” demişti.

Manesar-Gurgaon sanayi havzasındaki patronlar, daha iyi ücret ve çalışma koşulları talepleriyle ve grev tehditleriyle karşılaştıklarında, artık sürekli olarak Maruti Suzuki işçilerinin yazgısını örnek olarak gösteriyorlar.

Bu arada, söylendiğine göre, Başbakan Modi ve Maliye Bakanı Arun Jaitley, 13 Maruti Suzuki işçisinin ömür boyu hapse mahkum edilmesinden bu yana geçen 11 ayda, Suzuki yönetim kurulu başkanı Osamu Suzuki dahil Maruti Suzuki yetkilileri ile defalarca bir araya geldi.

Manesar’daki Maruti Suzuki işçilerinin Haziran 2011’deki oturma grevi (Kaynak: GurgaonWorkersNews)

 

Onlar, Suzuki’yi, Hindistan’ı ucuz emek kullanılan bir küresel üretim zincirinin merkezi yapma çabalarındaki en önemli şirket olarak görüyorlar. Modi, defalarca, Hindistan’daki emek maliyetlerinin Çin’dekilerin çok altında olmasıyla övünmüştür. Gerçekten de, Hindistan’daki sanayi işçisi ücretleri, şu anda, Çin’dekinden en az dört kat daha düşük.

Hindistan’ın rüşvetçi egemen seçkinlerinin Maruti Suzuki işçilerine yönelik kan davaları üzerinden sürdürme peşinde koştukları şey, bu acımasız sömürü koşullarıdır.

Eğer Hindistanlı yetkililer şu anda MSWU önderlerine idam cezası isteme ve 117 işçinin beraatini bozma konusunda kendilerini bu kadar cesur hissediyorlarsa, bunun nedeni, sendikaların ve parlamentodaki ikiz Stalinist partilerin –Hindistan Komünist Partisi ve Hindistan Komünist Partisi (Marksist)– Maruti Suzuki işçilerini bütünüyle terk etmiş olmasıdır.

Stalinistler, web sitelerinde ve gazetelerinde 13 işçiye yönelik düzmece mahkumiyetler hakkında haftalarca haber bile yapmamış; daha sonra yaptıkları haberlerin ardından hızla sessizliğe gömülmüşlerdi.

Onlar, işçi sınıfını Maruti Suzuki işçilerini desteklemek üzere harekete geçirmek için kıllarını bile kıpırdatmayacaklar; çünkü bunu yapmaları siyaset kurumu ile samimi ilişkilerini tehlikeye sokar.

Devletin 13 işçiye idam cezası verilmesi yönündeki yeni çabalarını WSWS’ye bildiren MSWU’nun Geçici Komite üyeleri Abhiram ve Jitender, Stalinistlerin önderliğindeki CITU ve AITUC gibi Hindistan’ın başlıca sendika federasyonlarının rolü hakkındaki sorumuza şu yanıtı verdiler: “Onlar bizim için hiçbir şey yapmıyorlar. Ne mahkumiyetlerden önce ne de sonra. Burada tamamen tükenmiş durumdalar. Sendikalar yalnızca aidat peşindeler. İşçiler bir alternatif istiyor.”

Hindistan’daki ve dünyanın dört bir yanındaki işçiler, Maruti Suzuki işçilerini savunmalıdır. Onlar, dizginsiz sömürü koşullarına meydan okurken, sadece Hindistan’daki değil tüm dünyadaki işçiler için mücadele ediyorlardı. Maruti Suzuki işçilerinin savunusu, işçi sınıfının küresel sermaye ile mücadele için gerekli uluslararası birliğini oluşturmada can alıcı bir ilk adımdır.

Yazar ayrıca şunu öneriyor:

Komplo kurulan Maruti Suzuki işçilerine özgürlük!

[20 Mart 2017]