Trump çelik ve alüminyum gümrük vergilerini onayladı

Nick Beams
13 Mart 2018

ABD Başkanı Donald Trump, çelik ithalatına yüzde 25, alüminyumunkine ise yüzde 10 gümrük vergisi uygulayan ve 15 gün içinde yürürlüğe girecek bir yasayı imzaladı.

Büyük Bunalım’ı tüm dünyada yoğunlaştıran Smooth-Hawley Gümrük Vergi Yasası’nın imzalanmasından 85 yıldan uzun süre sonra, savaş sonrası düzenin çöküşü ile karşı karşıya olan ABD egemen seçkinleri, bir kez daha, dünya savaşının giriş salonuna, korumacılığa yöneliyorlar. Yalnızca Çin değil ama AB ve diğer ABD müttefikleri, “büyük güç” askeri çatışmasının yükselişini hızlandıracak açık bir ticaret savaşına sürüklenme tehlikesi oluşturan misillemelerde bulunma sözü verdiler.

Kanada ile Meksika, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nın (NAFTA) onlara ABD’nin taleplerine boyun eğdirecek şekilde gözden geçirilmesi için yapılan görüşmeler sırasında, önlemlerden muaf tutuldu.

Trump, yasanın dünkü [8 Mart] imza töreninde, “Kanada ile Meksika ile ilişkimizin özgün doğasından dolayı, NAFTA konusunda bir anlaşma yapıp yapamayacağımızı” görmek için, ABD’nin bu iki ülkeye gümrük vergileri uygulamaktan kaçınacağını söyledi. Ancak o, bir anlaşma olmaması durumunda “o zaman NAFTA’ya son verecek ve her şeye yeniden başlayacağız.” uyarısında bulundu. Anlaşmaya varılması durumunda onlara hiçbir gümrük vergisi uygulanmayacak.

Trump, gümrük vergilerini ilan ederken, yanında, onun eylemlerini destekleyen sendika yetkilileri ve temsilcileri vardı. Bunlara, başkanı Leo Gerard’ın Trump’ın ticaret savaşı önlemlerini sesli olarak onaylayan ve onların “Amerikan çelik ve alüminyum sanayilerini korumak” için gerekli olduğunu ileri süren Birleşik Çelik İşçileri (USW) sendikası da dahildi.

Trump’ın yasayı imzalama töreninde söyledikleri, onun 2016 başkanlık seçim kampanyasının ve göreve başlama konuşmasının kavgacı konuları ile uyumluydu. O, “Bugün, çelik ve alüminyum ithalatına gümrük vergileri koyarak, Amerika’nın ulusal güvenliğini savunuyorum.” dedi.

Yasanın imza töreni, planın 1 Mart’ta açıklanmasından sonra Beyaz Saray’da yaşanan bir haftalık bir çatışmanın ardından gerçekleşti. Beyaz Saray Ticaret Konseyi Başkanı Peter Navarro önderliğindeki “Önce Amerika” yandaşlarına yenilen Trump’ın Ulusal Ekonomi Konseyi Başkanı Gary Cohn, önlemlere karşı muhalefetinden dolayı bu hafta istifa etti. Navarro, Almanya’nın ve Çin’in ticaret politikalarının sıkı bir karşıtı olarak tanınıyor.

NAFTA görüşmelerinde Kanada ile Meksika’nın tepesinde asılı tehdidin yanı sıra, yasanın resmen açıklanması, ülkelerin gümrük vergilerinden muaf tutulmak için utana sıkıla gelmek ve ABD’ye yalvarmak zorunda olacağı koşulları oluşturmaktadır. Japonya ile Avustralya ödünler elde edebilirler ama bu ödünlerin önemli bir çelik ihracatçısı olan Güney Kore’ye uzanması olası görünmüyor; çünkü Trump yönetimi, bu ülkenin Çin çeliğinin bir nakil hattı gibi çalıştığını düşünüyor.

Trump, imza töreninde, “Biz, bir yandan gerçek dostlarımıza karşı büyük bir esneklik ve işbirliği sergilerken, kendi çelik ve alüminyum sanayilerimizi korumak ve desteklemek zorundayız.” dedi.

Trump’ın hem aynı gün daha önce toplanmış olan bakanlar kurulunun ardından yaptığı ve NATO’ya adil bir katkıda bulunmadığı için Almanya’yı eleştirdiği konuşmasının hem de imza töreninde yaptığı konuşmanın özelliklerinden biri, Avrupa’ya yönelik, Atlantik ötesi ilişkilerdeki derinleşen uçurumu gösteren düşmanlıktı. O, “Ticarette ve orduda en kötü olan ülkelerin çoğu”nun müttefikler ya da kendilerine böyle demekten hoşlanan ülkeler olduğunu söyledi.

Gümrük vergilerine ilişkin 1 Mart’taki ilk açıklamanın ardından Avrupa Birliği misilleme önlemlerine başvurabileceği olasılığını ortaya koyduğunda, Trump, geçtiğimiz Cumartesi günkü bir tweet mesajında şu yanıtı vermişti: “Eğer AB orada iş yapan ABD şirketlerine yönelik zaten yüksek olan gümrük vergilerini ve engellerini daha fazla arttırmak isterse, biz de hiç uğraşmadan onların ABD’ye akan otomobillerine bir vergi uygularız. Onlar arabalarımızı (ve daha fazlasını) orada satmamızı imkansız kılıyorlar.”

Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi, dün Frankfurt’ta düzenlediği bir basın toplantısında, Trump’ın önlemlerine karşı çıktı ve şunları söyledi:

“Benim anladığım şu ki, ticaret konusunda ne tür bir düşünceye sahip olursanız olun, biz anlaşmazlıkların çok taraflı bir çerçevede tartışılması ve çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Tek taraflı kararlar tehlikelidir. Uluslararası ilişkiler konusunda bir korku ya da kaygı var. Çünkü siz müttefiklerinize gümrük vergileri koyuyorsanız, insan düşmanlarınızın kim olduğunu merak ediyor.”

Avrupa’ya yönelik düşmanlık, Ticaret Bakanı Wilbur Ross tarafından Çarşamba günü Fox Business Network’e yapılan açıklamalarda da ifade edildi. Ross, 1962’deki bir yasanın “ulusal güvenlik” hükümleri altında uygulamaya konan gümrük vergilerinin Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) kurallarına aykırı olduğu eleştirisine yanıt verdiği açıklamalarında şunları söyledi:

“Bizim DTÖ anlaşmamız, aynı bütün serbest ticaret anlaşmaları gibi, ulusal güvenliğimiz için özel bir oluşumdur. Bana kalırsa, Avrupa Birliği, bizim adımıza bizim ulusal güvenliğimizin ne olduğunu belirlemekte biraz arsızlık yapıyor.”

İmza törenini ardından CNBC’ye röportaj veren Ross’a, çelik ve alüminyum önlemlerine yanıt olarak misilleme gelmesi durumunda yönetimin Avrupa otomobillerine yüzde 25 bir gümrük vergisi uygulamaya yönelik olası planı soruldu. Ross ayrıntıları tartışmayı reddetti ama “üzerinde düşündüğümüz bir sürü şey var” dedi.

Trump’ın önlemlerine ilişkin eleştiri Cumhuriyetçi Parti içinden de dile getirildi ama gümrük vergilerinin ve diğer önlemlerin ABD’nin müttefiklerini etkilemeye değil Çin’e yönelik olması gerektiği bakış açısından.

Temsilciler Meclisi üyesi 107 Cumhuriyetçinin Çarşamba günü Trump’ın önlemlerine karşı çıkan bir mektup yayınlamasının hemen ardından, Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi Partili sözcüsü Paul Ryan, Trump’ın yasayı imzalamasına karşı çıkan bir açıklama yaptı.

O, “kasıtsız sonuçları”ndan korktuğu bu uygulamaya katılmadığını söyledi. Ryan, başkanın ABD’nin bazı müttefiklerini muaf tutmasından “memnun” olduğunu ama bu konuda daha ileri gidilmesi gerektiğini belirtti.

“Çin gibi ulusların kötü uygulamaları”ndan özellikle söz eden Ryan, “Yalnızca ticaret yasasını çiğneyen ülkelere odaklanması için, yönetimden bu politikayı daraltmasını istemeye devam edeceğiz.” diye yazdı.

Yetkililerin yalnızca bir tepki konusunda genel uyarılarda bulunduğu ve küresel ticaret sisteminin kurallarından vazgeçmenin tehlikelerine işaret ettiği Çin’in yanıtı, şimdiye kadar görece yumuşak.

Ulusal Halk Kongresi’nin yıllık toplantısında konuşan Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, korumacılığın küresel ekonomiye ve aynı zamanda ABD’ye zarar verecek şekilde yükselişi konusunda uyarıda bulunurken, Pekin’i hedef alan her eylemin, “haklı ve gerekli yanıta” yol açacağını söyledi.

Yi, “Bir ticaret savaşı asla doğru çözüm değildir. Sonuç yalnızca herkesin zararına olacaktır.” dedi.

Çin için başlıca sorun, Trump yönetimi tarafından 1974 yılındaki Ticaret Anlaşması’nın Çin’in yüksek teknoloji ve fikri mülkiyet konusunda ABD’nin çıkarlarına zarar verici uygulamaları konusunda harekete geçmeye yönelik 301. bölümüne göre üzerinde düşünülen önlemlerin sonucu olacak.

Bu hafta San Diego merkezli teknoloji şirketi Qualcomm’un Singapur merkezli Broadcom tarafından devralınması teklifine karşı ulusal güvenlik gerekçesiyle bir açık mektup yayınlayan Dış Yatırım Komitesi’nin (CFIUS) müdahalesi, yanıtın ne olacağına ilişkin önemli bir belirti sağladı.

Qualcomm, iPhone ve Android cihazları için bilgisayar çipleri üreten en büyük şirketlerden biri ve bir 5G ağının geliştirilmesine yönelik araştırmalarla uğraşıyor. CFIUS, Broadcom tarafından ele geçirilmesinin Qualcomm’un uzun süreli teknolojik rekabet edebilirliğini azaltacağını ve “ABD’nin ulusal güvenliğine önemli etkide bulunacak” ve “Çin’in 5G standart ayarları üzerindeki etkisini yayması için bir boşluk bırakacak” olduğunu iddia etti.

“Ulusal güvenlik” kaygılarından söz edilmesi (Trump’ın çelik ve alüminyum ile ilgili olarak başvurduğu ilke), ABD tarafından harekete geçirilmiş olan gelişen ticaret savaşının, militarizmin yükselmesine ve artan savaş tehlikesine kopmaz bir biçimde bağlı olduğu gerçeğine işaret etmektedir.