Amerika’daki toplu cinayetlerin toplumsal ve siyasal kökenleri

Toplumsal Eşitlik İçin Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler (IYSSE)
16 Mart 2018

Florida eyaletinin Parkland kentinde bulunan Stoneman Douglass Lisesi’ndeki korkunç katliamın ardından, yüz binlerce öğrenci, Amerika’daki toplu cinayetlere karşı ders boykotları, protestolar ve gösteriler düzenliyor.

Gösterileri canlandıran duygular, resmi protesto örgütleyicilerinin sınırlı ve devlet onaylı politikasının çok ötesine geçiyor. Görülmemiş eşitsizlik, yaklaşan nükleer savaş tehdidi ile milliyetçiliğin, yabancı düşmanlığının ve aşırı sağ hareketlerin yükselişi karşısında, gençler arasında, okullarındaki yaygın şiddetin Amerikan toplumundaki son derece hastalıklı bir şeyin ürünü olduğu yönünde giderek artan bir kabul var.

Siyaset kurumunun her iki partisi de, Amerika’daki şiddetin altında yatan nedenlerin üstüne gidecek hiçbir şey önermiyor. Cumhuriyetçi Parti, Trump yönetimi ve Ulusal Tüfek Birliği (NRA), yıkıcı sonuçlarıyla birlikte, öğretmenleri silahlandırma, polisi güçlendirme ve okulların daha fazla askerileştirilmesi çağrısı yapıyor.

Demokratik Parti ve onun çeşitli uydu örgütleri, okullardaki şiddete yönelik öfkeyi azaltmaya ve onu Demokratların seçim stratejisinin arkasına yönlendirmeye çalışıyor. Onların silah denetimi konusundaki odak noktası, silahlı şiddet ile ilişkili daha temel sorunları gizlerken, devletin yetkilerini arttırmaya yönelik bir girişimdir.

Peki, toplu cinayetler gibi böylesine dehşet verici şiddet eylemlerinin gündeme getirdiği sorunlar neler?

İlk olarak, toplumda hüküm süren şiddet, sarsıcı toplumsal eşitsizlik düzeylerini irdelemeden kavranamaz. Çok sayıda bilimsel araştırma, eşitsizlik ile toplumsal şiddet arasında karşılıklı bir ilişki kuruyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde, üç milyarder, toplumun alttaki yarısı, yani 160 milyon insanınki kadar servete sahip. Kapitalist sisteme içkin olan işçilerin dizginsiz sömürüsü, bir kutupta servetten sarhoş olmuş egemen seçkinleri, diğer kutupta ise kitlesel toplumsal sefaleti üretmiştir.

ABD’nin küresel ekonomik konumu son 40 yıldır gerilerken, egemen sınıf, buna, bir yandan işçilerin emeklilik maaşlarını kurutarak, ücretleri, sosyal hakları ve tam zamanlı işleri azaltarak; diğer yandan da akıl sağlığı hizmetleri dahil sosyal hizmetleri ortadan kaldırarak karşılık vermiştir.

Öğrenci gösterilerine katılanların büyük kısmı, yaşamları boyunca toplumsal koşullarda yalnızca kötüleşmeye tanık olmuşlardır. Bir lise mezununun 18 yıllık yaşamında, tahminen 700.000 insan sağlık hizmeti yokluğundan dolayı genç yaşta ölürken, 600.000 aşırı doz uyuşturucu (200.000 opioid dahil) ve 650.000 (130.000’i eski asker) intihar vakası yaşandı.

Amerikan toplumundaki yaygın öldürücü şiddet ile bağlantılı ikinci temel sorun, ABD ordusunun dünyanın dört bir yanında gerçekleştirdiği devlet onaylı cinayetlerdir. Artık 18. yılında olan “terörle mücadele”, yalnızca ABD’deki siyasi yaşama değil, toplumsal kültüre de yön vermektedir.

Parkland ya da Columbine gibi herhangi bir bireysel patlamayı çok fazla aşan ölçekteki şiddet tehditleri, Amerikan medyasında, dengesiz bir gençten değil ama bizzat ABD başkanından her gün duyulabilir. Trump, “Kuzey Kore en iyisi ABD’ye karşı daha fazla tehditte bulunmasın...Dünyanın daha önce hiç tanık olmadığı ateş, öfke ve açıkça söylemek gerekirse, güç ile karşılaşacaklar.” diye ilan etmişti.

Her iki büyük şirket partisinin temsilcileri, Amerikan egemen sınıfının çıkarlarını şiddet yoluyla savunmaya adanmış olduklarını en acımasız eylemlerle kanıtlamışlardır. Demokratik Partili Başkan Bill Clinton, Irak’a bombalar yağdırmış ve Sırbistan’a karşı bir hava saldırısı yürütmüştü. Clinton, toplamda binlerce masum insanı öldürdü. Bir seçim hırsızlığı üzerinden iktidara gelen George W. Bush, Afganistan’da ABD tarihindeki en uzun savaşı ve Irak’ta, “kitle imha silahları” hakkındaki yalanlara dayanarak, 1 milyondan fazla insanın ölümüne yol açan bir savaş başlattı.

“Umudun ve değişimin adayı” Obama, görev süresi boyunca Wall Street’e milyarca dolar aktarırken, Bush’un savaşlarını sürdürdü, insansız hava aracı suikastlarını ve ülke içi casusluğu kurumsallaştırdı ve daha önceki tüm başkanların toplamından daha fazla göçmeni sınır dışı ederek milyonlarca aileyi paramparça etti.

Sürekli savaş ve kitlesel gözetleme durumunun, halkın geniş kesimlerinin sosyal psikolojisi üzerinde etkisi olmuştur. Bu etki, Genç Yedek Subay Eğitim Müfrezesi’nin (ROTC) bir üyesi olan 19 yaşındaki [Florida sanığı] Nikolas Cruz’un durumunda daha doğrudandı.

Yaklaşık 100 yıl önce, I. Dünya Savaşı’ndan sonra, ünlü avukat Clarence Darrow, hunharca bir cinayet gerçekleştirmiş olan iki genç adam, Leopold ile Loeb için idam cezasına itiraz ederken, bireysel şiddetin toplumsal kökenlerine dikkat çekmişti. I. Dünya Savaşı’nın etkisine değinen Darrow, şunları savunmuştu: “Ölüm hikayeleri, evlerinde, oyun alanlarında, okullarındaydı; okudukları gazetedeydi; bu, ortak cinnetin bir parçasıydı: bir can neydi ki? Hiçbir şey! O, varoluştaki en az kutsal şeydi ve bu çocuklar bu zalimlikle eğitilmişlerdi.”

Günümüz gençliğinin evlerini, oyun alanlarını ve okullarını istila eden, son 25 yıldır dünyanın dört bir yanında bitmek bilmeksizin sürdürülen savaşa ilişkin hikayelerdir. Günümüz egemen sınıfı tarafından sunulan örnekler, tüyler ürpertici polis cinayetleri ve göçmenleri zorla alıkoyan silahlı devlet temsilcileridir.

Amerika’daki sonu gelmeyen toplu şiddet dizisinin temel nedeni, kapitalist sistemde ve onun yarattığı kabus gibi dünyada yatmaktadır.

Toplumsal Eşitlik İçin Uluslararası Gençlik ve Öğrenciler (IYSSE), Demokratik ve Cumhuriyetçi partilere seslenen protestolara kulak asılmayacağı uyarısında bulunur. Öğrencilerin yönelmeleri gereken, büyük ilerici ve devrimci toplumsal güç, işçi sınıfıdır.

Kapitalist sistemin çıkmazının çözümü, sınıf mücadelesinin ABD’de ve tüm dünyada canlanmasında görülebilir. Batı Virginia’daki öğretmenlerin ve okul çalışanlarının kısa süre önceki grevi, eşitsizliğe ve sömürüye karşı mücadeleye girişmek için öğrencilere ve tüm işçilere ilham vermiştir. Bu yıl, Britanya’da, Almanya’da, Fransa’da, Kenya’da, Arjantin’de, İran’da, Sri Lanka’da ve daha pek çok ülkede protestolara ve işçi gösterilerine tanık olundu.

Yaklaşan altüst oluşlar, tüm gezegenin toplumsal ve siyasal kültürünü dönüştürecektir. Yeni bir çekim merkezi, her yerdeki işçileri toplumsal eşitlik, savaşa son verme ve toplumun özel kar için değil ama toplumsal gereksinimleri karşılamak üzere dönüştürülmesi uğruna ortak bir mücadelede harekete geçirecektir.