Brezilya’daki 185 kentte 1989 yılından bu yana yaşanan en büyük genel grev

Miguel Andrade
8 Mayıs 2017

Brezilyalı işçiler, 28 Nisan Cuma günü, ülkenin emeklilik sistemine ve iş yasalarına yönelik önerilen tarihi saldırılara karşı bütün büyük kentlerde iş bıraktı. Kongrede tartışılmakta olan yasa değişiklikleri, emeklilik yaşını 65'e çıkartır ve işçilere bireysel emeklilik planları dayatırken, yaygın şekilde geçici ve standart dışı işçi çalıştırmaya izin verecek ve ekonominin her sektörünü “kısa süreli çalışma”ya açacak.

Yaklaşık 40 milyon işçinin istihdam edildiği alanlarda örgütlü başlıca sendika federasyonları tarafından yapılan genel grev çağrısı, sanayi, bankacılık, ulaşım, okullar, üniversiteler ve kamu hizmetlerinde çalışan işçilerden militan bir yanıt aldı. Ancak, perakende satış sektörü, on milyonlarca işçiyi gösterilerin dışında bırakacak şekilde, greve katılmadı.

Sendikalar, en büyük eyalet başkentleri dışında büyük sanayi merkezlerine yayılan iş bırakma eylemlerinde, tahminen 35 milyon işçinin greve gittiğini bildirdi. Bunlar, Ford otomotiv tesisine ev sahipliği yapan kuzeydoğudaki Salvador’u; bir gemi inşa merkezi ve büyük bir liman olan Recife’yi; ayrıca, ormanın derinliklerinde büyük askeri tesisler ile yan yana elektronik eşya fabrikalarını kapsayan özel bir ekonomik bölgenin bulunduğu Amazon’un başkenti Manaus’u kapsıyor.

Renault’ya ve Bosch’a ev sahipliği yapan Curitiba’daki ve uzak güneyde bulunan Porto Alegre’deki işçiler de greve gitti. Grev yapılan yerler arasında, ülkenin iki ana kenti São Paulo ve Rio de Janeiro’yu birbirini bağlayan sanayi koridoru da var. Bu koridorda, Paraíba nehri boyunca, Volkswagen, General Motors, Chery, Johnson & Johnson, Volvo, Mercedes-Benz, Basf, Ericsson ve ulusal havacılık devi Embraer gibi şirketleri kapsayan otomobil fabrikalarının, çelik fabrikalarının, petrol rafinerilerinin ve kimya, ilaç, silah ve havacılık sanayilerinin bulunduğu sanayi kentleri yer alıyor.

Petrol arıtma ve çıkarma işlemi, kıtadan yüzlerce kilometre uzakta bulunan bazı deniz altı sondaj platformları da dahil, ülke genelinde durdu. Ülkenin, São Paulo'nun sanayi bölgesine hizmet sağlayan en büyük limanı Santo, çevik kuvvet polisi tarafından yeniden açılmadan önceki saatlerde bloke edildi.

İşçiler, çevik kuvvet polisi tarafından kovalanmadan önce, São Paulo’ya ve Rio'ya hizmet veren Guarulhos ve Santos Dumont havaalanlarını da kapatmaya çalıştılar. Birçok şehirde sanayi bölgelerine hizmet sunan yollar sabah erken saatlerde ateşlerin yakıldığı barikatlarla kapatılırken, işçi sınıfı mahallelerine ve gecekondulara giden yollar da küçük bariyerlerle bloke edildi. Hükümetin yerlilerin sosyal haklarını geri alması konusunda sürmekte olan protestolarda, São Paulo yakınlarında yerlilere ayrılmış olan iki bölgeye giden yollar bile kapatıldı.

Günün sonunda, 100.000'den fazlası yalnızca São Paulo’da ve Rio’da olmak üzere, ülke genelinde, yaklaşık 2 milyon insan gösterilere katılmıştı. Bu iki gösteriyi, Rio’nun kent merkezindeki barışçıl yürüyüşün bir polis müdahalesiyle sona erdirildiği şiddetli bir baskı izledi. Görüntüler, kalabalığa ve platforma göz yaşartıcı gaz bombaları atılmadan önce, çevik kuvvet polislerinin milletvekili MP Flávio Serafini'nin (Sosyalizm ve Özgürlük Partisi, PSOL) konuşmasını dinleyen insanlara ses bombaları ve göz yaşartıcı gazla müdahale ettiğini gösteriyor.

São Paulo'daki gösteri, İşçi Parti (PT) senatörleri ve destekçileri tarafından düzenlendi. Gösteri, bu kentte doğmuş ve Kongre'de eyalet temsilcisi olarak beş dönem görev yapmış olan Devlet Başkanı Michel Temer'in evinden yaklaşık 3 kilometre uzakta düzenlenmişti. Gösteriyi düzenleyen liderlerin Temer'in evinin bulunduğu lüks semte yürüme planlarını doğrulamalarının ardından, çevik kuvvet polisleri göstericileri yaklaşık 2 kilometre kovaladı. Alan, kara blok anarşistleri ve provokatörler tarafından mülkiyete zarar verileceği bahanesiyle, daha önce tecrit edilmişti.

Genel grev, Perşembe günü yayınlanan rakamlara göre resmi işsiz sayısının 14 milyona yükseldiği rekor işsizlik ortamında yapıldı. İşsizlik, patronlar tarafından işçileri grevden vazgeçirmek için başarısız bir biçimde kullanılan başlıca tehditti. Her ne kadar perakende satış sektörü doğrudan kesintiye uğramamış olsa da, grev nedeniyle yaşanan gelir kaybının, yalnızca São Paulo'da, 600 milyon ABD Doları olduğu tahmin ediliyor.

Brezilyalı işçiler, yaygın militanlık sergilemelerine rağmen, büyük mücadelelere girdikçe ciddi tehlikelerele karşı karşıya geliyorlar. Ülke genelindeki eylem, PT çizgisindeki CUT sendika konfederasyonu ile São Paulo’dan kongre üyesi Paulinho da Força tarafından yönetilen kemer sıkma politikası yanlısı ve gerici Força Sindical federasyonu arasındaki bir anlaşma sayesinde gerçekleştirildi. Paulinho da Força’nın adı, devlet tarafından işletilen petrol devi Petrobras’taki büyük rüşvetlere ve paylara odaklanmış Lava-jato yolsuzluk skandalı bağlamında varılan bir ceza indirimi karşılığı itiraf anlaşmasında geçiyordu. Sendika lideri, kuzey bölgesindeki grevleri kırmak için, yalnızca 2012 yılında 300 bin dolardan fazla para almakla suçlandı. Aynı olayda, özellikle Amazon'daki altyapı projelerinin en önemli şirketindeki işçilerin ayaklanmalarını durdurmak için rüşvet almaktan dolayı, CUT sendikasının alt düzeydeki yetkililerinin de adı geçiyordu.

Lava-jato yolsuzluk skandalı bağlamında varılan yeni ceza indirimi karşılığı itiraf anlaşması ifşaatları, altyapı projeleri için ulusal tekelleri kayırma ile bağlantılı yolsuzluk planlarında devrik devlet başkanı Dilma Rousseff’in ve eski PT Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'nın kişisel sorumluluklarına işaret etse de, gösteriler PT yetkililerine açıktı. Bu iki politikacı, bir Yüksek Mahkeme yargıcının, hakkında soruşturma açılmış 78 Odebrecht inşaat holdingi yöneticisinin ceza indirimi karşılığı itiraf anlaşmasını kabul etmesinin ardından, şu anda, 8 bakan, 39 milletvekili ve Senato'nun üçte biri ile birlikte soruşturuluyor.

Dahası, gösteriler, Katolik Kilisesi’nin örgütlü kesimleri tarafından da desteklendi. Bunlar arasında, 19 Nisan günü tartışmaya katılan ve yaptığı bir basın açıklamasında, önerilen reformların “aceleye getirilmiş” olduğunu belirterek onlara yönelik protestoları desteklediğini belirten Ulusal Başpiskoposlar Konfederasyonu (CNBB) da var. Ardından, 25 Nisan tarihinde, Olinda ve Recife Başpiskoposu Dom Fernando Saburido, halkı greve katılmaya çağırdı; bu çağrıya, daha alt düzey konumdaki birçok kilise yetkilisi de katıldı.

Bu, tümüyle, PT’nin sosyalizme giden “yeni” ve Brezilya’ya özgü yol olarak 1980’de kurulduğu günden beri desteklenmesinden ve ardından iktidarda kalmasından sorumlu olan işçi sınıfı karşıtı güçlerin ittifakıdır. PT, Brezilya’nın kapitalist “ulusal kalkınma”sının başlıca partisi haline gelmişti.

PT, bu aynı kapitalist program doğrultusunda, Lula da Silva'nın 2018 yılında devlet başkanlığı yarışına katılmasıyla, iktidara dönmeye hazırlanıyor gibi görünüyor. Datafolha Enstitüsü, Pazar günü, PT’li eski devlet başkanının en fazla rağbet gören Brezilyalı politikacı olduğunu gösteren bir anket yayınladı. Ankete göre, katılımcıların yüzde 30'u ilk turda ona oy vereceğini söylüyor. Buna karşılık, şimdiki devlet başkanı Temer'e olan destek sadece yüzde 2 oranında. Yine aynı ankete göre, katılanların yüzde 71’i önerilen reformlara karşı çıkıyor.

Buna karşın, bizzat PT derinleşen bir krizle karşı karşıya ve keskin bir şekilde bölünmüş durumda. Hem Rousseff’e hem de Lula'ya yönelik resmi soruşturmaların açılması, PT'nin 9 Nisan tarihindeki parti içi seçimleri üzerinde önemli bir etkide bulundu. Seçimlere katılım, partinin 1,5 milyondan fazla üyesinin sadece yüzde 14’ünü içerecek şekilde rekor düzeyde geriledi ve en az beş kentteki seçimler sahtekarlık nedeniyle iptal edildi.

Genel grevin, bir gün önce ulusalcı bir ekonomik manifesto yayınlamış olan bir grup kapitalist ekonomist tarafından da desteklendiğini belirtmek gerek. Grubun, 1980’li yıllarda maliye bakanı olarak görev yapmış olan lideri Luiz Carlos Bresser Pereira, PT’li eski Dışişleri Bakanı Celso Amorim ile birlikte katıldığı bir etkinlikte, “grev, yeni bir ülkenin inşasına yardımcı olacak” diyordu.

Sanayi patronlarına ve üst orta sınıfa bağlı sendika bürokrasisinin, Katolik Kilisesi’nin ve ulusalcı aydınların bir araya gelmesi, Brezilya ve dünya kapitalizminin derinleşmekte olan krizi koşullarında, işçi sınıfı hareketini kontrol altına almaya ve onu kapitalist çıkarlara tabi kılmaya yönelik yeni siyasi araçlar hazırlamak üzere tasarlanmıştır.

Resmi “sol” olarak kabul edilenlerin ihanetleri, her yerde olduğu gibi, Brezilya’da da sadece aşırı sağcı hareketlerin yükselmesine ortam hazırlayacaktır. Rio eyaletindeki özelleştirmelere demagojik olarak karşı çıkmış olan Rio de Janeiro kongre üyesi faşist ve yedek ordu yüzbaşısı Jair Bolsonaro, son kamuoyu yoklamasında, dikkat çekici bir şekilde, Lula'nın hemen ardından, ikinci sırada yer alıyordu.

Brezilya işçi sınıfının 28 Nisan’da kitlesel olarak sokaklara dökülmesi, PT’ye ve onu kurup destekleyen tüm sahte sol örgütlere karşı uzlaşmaz bir mücadele içinde yeni bir devrimci önderliğin inşa edilmesi gerekliliğine işaret etmektedir.