Avrupa Parlamentosu, Venezuela’daki ABD darbesini destekliyor

Alex Lantier ve Alejandro Lopez
5 Şubat 2019

Trump yönetiminin saldırgan politikasını onaylayan Avrupa Parlamentosu, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu devirmek için ABD’nin öncülük ettiği apaçık darbeyi destekleyen bir kararı kabul etti.

Sağcı muhalif Juan Guaidó 23 Ocak’ta Caracas’ta düzenlenen bir mitingde kendisini tek taraflı olarak devlet başkanı ilan ederken, Trump, Twitter’da şöyle yazmıştı: “Bugün, Venezuela Ulusal Meclisi Başkanı Juan Guaido’yu, Venezuela Geçici Devlet Başkanı olarak resmen tanıyorum.”

Perşembe akşamı, AB parlamentosu, 104’e karşı 439 oyla (88 çekimser), Maduro’nun görevden alınmasına destek verdi. Karar, “Bay Guaidó’yu, Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’nin meşru geçici devlet başkanı olarak tanıyor” ve AB’ye “Üye Devletleri, güçlü, birleşik bir tavır alıp Juan Guaidó’yu ülkenin tek meşru geçici devlet başkanı olarak tanımaya” çağırıyor. Karar, aynı zamanda, AB devletlerinden, Guaidó’nun müttefiklerine Venezuela’nın “meşru makamlarınca atanmış temsilciler yetkisi verme” kararı alarak, onların Venezuela büyükelçiliklerinin yönetimini üstlenmelerine izin vermelerini istiyor.

Karar, yeni seçimler düzenlemesi için Maduro’nun gözünü korkutma çağrısı yapıyor ve AB makamlarını, “bir temas grubu oluşturma, … serbest, şeffaf ve güvenilir devlet başkanlığı seçimleri çağrısı üzerinde uzlaşma sağlama amacıyla bölgedeki ülkelerle ve diğer tüm önemli aktörlerle yakın ilişki kurmaya” davet ediyor.

Karar, “ölümlere ve yaralanmalara yol açan sert baskıyı ve şiddeti kınıyor” ve bunlardan yalnızca Maduro’yu sorumlu tutuyor.

Venezuela’nın AB temsilcisi Claudia Salerno, oylamayı eleştirdi ve şu uyarıda bulundu: “Avrupa Birliği’nin Venezuela’yı bir iç savaş durumuna getirmeyi bir adım ileriye taşımaya istekli olup olmadığını sormak önemli; sorulması gereken soru budur.” Salerno, AB’nin, “BM Güvenlik Konseyi’nin üstünde olmadığını” söyledi. Maduro, orada, Rusya’nın ve Çin’in desteğine güvenebilir.

Bununla birlikte, Venezuelalı darbe yanlısı muhalif Antonio Ledezma, Euronews’e, AB “temas grubu”nun yalnızca rejim değişikliğini hızlandırmak için kullanılması gerektiğini söyledi: “Eğer bir çalışma grubu ya da onun gibi bir şey oluşturacaksanız, o zaman bizim yalnızca gaspı sona erdirme şartlarını belirlemek için bir çalışma grubunu kabul edeceğimizin açıklığa kavuşmuş olması gerekiyor. Maduro’ya arka çıkan düzmece açıklamaları ya da pazarlıkları değil.”

Başlıca AB güçlerinin büyük kısmı, darbeyi onayladı: Almanya, Britanya, Fransa ve İspanya, hepsi, Maduro’nun sekiz gün içinde istifa etmesi için, AB parlamentosu kararının ötesine geçen bir ültimatom yayınladılar. Bununla birlikte, İtalya’nın sağcı hükümeti fikir birliğini bozdu.

Beş Yıldız Hareketi’nden (M5S) Dışişleri Bakanı Manlio di Stefano, darbeyi şu sözlerle kınadı: “İtalya Guaidó’yu tanımıyor; çünkü bir ülkenin ya da bir grup yabancı ülkenin bir başka ülkenin iç politikasını belirleyebilmesine kesinlikle karşıyız. Bu, başka devletlerin işine karışmama ilkesi olarak bilinir ve BM tarafından kabul edilmiştir.” Bakan, NATO’nun 2011’deki Libya savaşını örnek olarak göstererek, bir darbenin savaşa yol açabileceği uyarısında bulundu: “Aynı hata Libya’da yapılmıştı; bugün herkes bunu kabul etmeli. Aynı şeyin Venezuela’ya olmasını önlemeliyiz.”

Ancak Di Stefano’nun tavrı, neo-faşist Lega partisinden Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Guglielmo Picchi’ninki ile açıkça çelişiyordu. Picchi, Twitter’da, “Maduro’nun devlet başkanlığı tamamlandı,” diye yazdı.

AB’nin Venezuela’daki darbeye verdiği destek, AB’nin ABD emperyalizmine daha yumuşak, daha demokratik bir alternatif olma iddialarını bir kez daha teşhir etmektedir. AB, nihayetinde, en az Washington kadar acımasızdır ve yağmacı çıkarlarının peşinde savaşa başvurmaya hazırdır. Washington Rusya ve Çin ile cepheleşmesini tırmandırırken, AB ülkeleri, dünya genelinde karları ve pazarları yağmalama yönündeki emperyalist kapışmaya katılmak için toplumsal kemer sıkmayı arttırıyor ve ordularına milyarlarca avro akıtıyorlar.

Washington ile Avrupalı güçler, bu kapışmada, en nihayetinde rakipler; bu rekabet, geçtiğimiz yüzyılda insanlığı iki kez dünya savaşına sürüklemiştir.

AB, Venezuela’da Trump ile işbirliği içine girerken, insani malzemelerle ticarete olanak sağlamak için ABD dolarının ve ABD’nin İran’a karşı yaptırımlarının etrafından dolanmak üzere bir mali aracın faaliyete geçişini duyurdu. Bir Avrupa-İran iş forumunun kurucusu olan Esfandyar Batmanghelidj, bunu, “bir deneme ve AB’nin ekonomik gücünü kuvvetlendirme yönünde daha büyük bir projenin parçası,” diyerek övdü: “… AB, ABD’nin tavrına rağmen ve ABD’ye karşı bir şeyler yapıyor. Bu, yeni bir şey.”

Ancak Venezuela’da, AB güçleri, görünüşe göre, ABD’nin sağcı darbesini destekleme yoluyla Rusya ve Çin zararına etkilerini genişletmeyi tercih ediyorlar, en azından şimdilik.

Onların kimi hesapları, Hamburg Üniversitesi’nin “Çin, meydan okuyor ama Latin Amerika’da (hala) Avrupa’yı yerinden etmiyor” başlıklı bilgilendirme açıklamasında sergilendi. Açıklama, bölgeye Çin’den gelen 110 milyar dolarlık yatırıma karşılık 1,2 trilyon dolar yatırmış olan Avrupa, “Latin Amerika’daki başlıca yatırımcı olarak hala bir adım önde,” diye yazdı. Bununla birlikte, açıklamada, şu kaygı dile getiriliyordu: “Çin, Avrupa’yı Latin Amerika ticaretinde gerçekten yerinden etmemiş olsa da, … bu gelecekte değişebilir.”

Ouest France, bu temelde, Çin’i ve Rusya’yı Venezuela’dan çıkarmak için bir darbe çağrısını dile getirdi. Gazetenin 31 Ocak’taki “Venezuela dünyayı ikiye bölüyor” başlıklı başyazısında, şunlar belirtiliyordu: “Rusya ve Çin, rejimin sadık müttefikleri ve Maduro’dan kolay kolay vazgeçmeyecekler. İdeolojik maskenin arkasında, ekonomik ve jeopolitik gerçeklikler önce geliyor. Rusya, Caracas’ın başlıca silah tedarikçisi ve ona petrol karşılığında 50 milyar avrodan fazla borç veren Çin, onun başlıca alacaklısı. Dolayısıyla, Nicolas Maduro’nun çöküşü, zaten ekonomisinde son 40 yıldır yaşanan en büyük yavaşlama ile karşı karşıya bulunan Pekin için bir şok olacaktır.”

Gazete, Avrupa’da, “İtalya gibi, Rusya’nın ve Çin’in desteğine daha duyarlı olanlar” ile “normal seçimlerin düzenlenmesi için ilerici baskı uygulayan” Paris, Berlin, Lahey ve Madrid arasındaki çatışmayı belirtiyor ve ekliyordu: “[Seçimlerin düzenlenmesi] başarılamazsa, bu ülkeler, Juan Guaidó’yu tanıyacaklar.”

Ouest France, demokrasi söylemlerine rağmen, “ordunun belirleyici rolü”nü överek, Maduro’yu devirmek için Venezuelalı generallere güvendiğini açıkça ortaya koydu. “Şimdilik, yüksek rütbeli subaylar arasında Guaidó lehine bir kaymanın olmadığını” belirten gazete, “Ama durum değişken, buna subaylar da dahil. Ve ABD’nin baskısı çok güçlü,” diye ekledi.

AB’nin Venezuela’daki baskıya yönelik kınamaları bütünüyle ikiyüzlüdür. AB ülkelerinin Caracas’taki darbeyi desteklemelerinin ötesinde, hükümetleri, kendilerini, işçi sınıfı içindeki muhalefete karşı her zamankinden daha çok şiddete başvuran otoriter polis devletlerine dönüştürüyorlar. AB, Maduro’nun Venezuela’daki sağcı protestolara yönelik baskısını kınarken, Fransız hükümetinin, toplumsal eşitsizliğe karşı düzenlenen “sarı yelek” protestolarına (binlerce kişiyi gözaltına alarak ve yüzlerce kişiyi yaralayarak) uyguladığı baskı karşısında sessizdir.

2017’deki Katalan bağımsızlık referandumuna yönelik baskının ardından birçok kişiyi siyasi tutuklu olarak tutan İspanya’daki Sosyalist Parti (PSOE) hükümeti, geçtiğimiz hafta, Latin Amerika’da rejim değişikliği için saldırgan bir kampanya yürüttü. Başbakan Pedro Sánchez, Nikaragua’daki Sandinista hükümetini kınamak için Santo Domingo’da mola verdi. Daha önce Sandinistaların sosyal demokrat Sosyalist Enternasyonal’den atılmaları için çalışan Sánchez, ardından, Venezuela’daki darbeyi destekleme baskısı yapmak için Meksika’ya geçti.

PSOE yetkilisi Alfonso Guerra, Şili’deki General Augusto Pinochet’nin 1974-1990 yılları arasındaki kanlı diktatörlüğünü onaylayan dikkat çekici yorumlar yaparak, Madrid’in Venezuela’da hangi yöntemleri göz önünde bulundurduğunu açıkça ortaya koydu. Maduro’nun “işe yaramaz” olduğunu belirten Guerra, askeri diktatörlükler “en azından ekonomik alanda etkinler,” diyordu.

Venezuela’da aniden yükselen enflasyona değinen Guerra, “Pinochet’nin berbat diktatörlüğü ile Maduro’nun berbat diktatörlüğü arasında bir fark var: birinde ekonomi çökmedi; diğerinde çöktü,” diye ekliyordu. Guerra’nın toplu katliamlar düzenleyen bir askeri rejimi Madura’ya tercih etmesi, AB’nin Venezuela’da kanlı bir darbeyi desteklediğine ilişkin açık bir işarettir.