Filistinliler, Kushner’in “yüzyılın anlaşması”na karşı greve gitti

Bill Van Auken
29 Haziran 2019

ABD’nin desteğiyle, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile İsrail devleti arasında Oslo Anlaşması’nın imzalanmasından yirmi altı yıl sonra, sözde “barış süreci”, milyonlarca Filistinli ve Ortadoğu genelindeki halklar için kötü bir şaka haline gelmiş durumda.

Görünüşte, Filistin’in, 1967 savaşında İsrail tarafından işgal edilen topraklarda bağımsız bir devlet oluşturma temelinde “kendi kaderini tayin etmesi”nin sonucu olan anlaşma, yalnızca, Gazze’ye yönelik sonu gelmeyen ve öldürücü kuşatmanın yanı sıra, Filistin topraklarının gasp edilmesinin sürmesine ve işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan Siyonist yerleşimlerin devasa genişlemesine bir örtü sağladı. Bunun yanı sıra, anlaşma, FKÖ’nün, İsrail ve ABD için bir güvenlik taşeronu hizmeti görürken, bir avuç yozlaşmış Filistinli yetkiliyi ve iş insanını zenginleştiren Filistin Yönetimi adlı ucubeyi yaratmasıyla sonuçlandı.

Filistinliler, Amman’da Bahreyn konferansını protesto ediyor

Ancak, bu uzun süren ve acı bağlamda bile, bu hafta ABD Başkanı Trump’ın damadı ve emlak zengini Jared Kushner’in başkanlığında Bahreyn’de düzenlenen konferans, gözden düşmüş “Ortadoğu barışı” adına bugüne kadar gerçekleştirilmiş en aşağılık maskaralığı temsil etmektedir.

Bahreyn’deki bu sözde “çalıştay”, Suudi Arabistan’ın ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin egemen petrol monarşilerinin temsilcilerini, ABD’li yetkilileri, İsrailli iş insanlarını, ABD’li yatırım fonu milyarderi Stephen Schwarzman’ı, Britanya’nın eski başbakanı Tony Blair’ı, Dünya Bankası Başkanı David Malpass’ı ve Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) başındaki Christine Lagarde’ı bir araya getirdi.

Ne var ki, toplantının barışa giden yeni bir yol sağladığı düşüncesini tamamen gülünç hale getirecek şekilde, Filistin’den ya da İsrail’den resmi bir temsilci yoktu.

Filistin Yönetimi, etkinliği boykot etmişti. Toplantı, Gazze Şeridi’nde bir genel grevle ve Batı Şeria’nın çeşitli bölgelerinde gösterilerle karşılandı. Nablus’ta 3.000 kişi yürüyüş yaptı. İsrail askerleri, protestoculara ateş açtı.

İsrail devleti, konferansa kimseyi göndermeye zahmet etmemişti; onun çıkarları, Kushner ve oturumları yöneten iki üst düzey ABD’li yetkili (Trump’ın İsrail büyükelçisi David Friedman ile Beyaz Saray’ın Ortadoğu temsilcisi Jason Greenblatt) tarafından zaten yeterince temsil ediliyordu. Bu üç ABD’li İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun sağcı hükümetini koşulsuz savunurken, Kushner’in ailesi ve Friedman, Siyonist yerleşimlerin uzun süredir aktif destekleyicileri konumundalar.

“Refah İçin Barış Çalıştayı”nı açan Kushner, ABD’deki bir televizyon yarışması programının setinden ödünç alınmış gibi görünen bir sahneden konuşma yaptı. Onun başlıca görevi, Beyaz Saray tarafından yayımlanmış 136 sayfalık gösterişli bir broşürün Power Point sunumunu yapmaktı.

Kushner, siyasi muhaliflerini idam eden, hapse atan ve işkenceden geçiren; dünyanın son mutlak monarşilerinden birinde toplanmış olan şeyhlerden, bankerlerden ve sağcı yetkililerden oluşan dinleyicilerine, “Şimdi, Ortadoğu’da yeni bir gerçeklik hayal edin,” diyordu.

Kushner’in olası olmayan “vizyon”u, Batı Şeria’nın ve Gazze’nin bir kapitalist yatırımcılar cennetine dönüştürülmesine ilişkindi. Karlar o kadar büyük; bankalar ve büyük şirketler o kadar serbest olacaktı ki, “para halka damlayabilecek” idi.

Plan, eğitimin, sağlık hizmetlerinin ve altyapının iyileştirilmesine yönelik bir dizi muğlak ve basmakalıp önerinin yanı sıra, “yatırımcılar düzgün güvenliğin olmadığı yerde yatırım yapma konusunda rahat hissetmedikleri için düzgün bir güvenlik durumu” ve “Filistin kamu sektörünün, mülkiyet haklarını açıkça tanımlaması” konusunda bir anlaşma taleplerini yansıtıyor.

Kushner’in “yüzyılın fırsatı” olarak nitelediği bu sunum, iki yıldır yapım aşamasındaydı ve söylendiğine göre açıklanma tarihi ertelenmişti. Bahreyn’de sunulan belge, önceki on yıllarda uluslararası kurumlar tarafından hazırlanmış eski gelişim projelerinin bir toplamını temsil ediyor. Bu projeler gerçekleşmemiş ya da başarısız olmuştu. Bunların büyük kısmı, “Refah İçin Barış” broşürüne kelimenin tam anlamıyla kesilip yapıştırılmış.

Yine de, dikkat çekecek derece yuvarlak rakamlar dışında (50 milyar dolarlık bir yatırımın işgal altındaki topraklarda bir milyon iş yaratacak, yoksulluk oranını yarıya indirecek ve GSYİH’yi ikiye katlayacak olması) sunacak bir şeyi olmayan Kushner, Filistinlilerden, “geniş bir perspektiften bakmalarını” ve “bitkin konuşma konularını” ve “olumsuz olma rekoru kırmayı” bırakmalarını isteme cüretini gösterdi.

Kushner, bununla, elbette, İsrail işgaline karşı her türlü mücadeleyi ve temel haklar uğruna her türlü talebi bırakmalarını kastetmektedir.

İsrail’in büyükelçisi Danny Danon, Bahreyn “çalıştayı” öncesinde, Kushner’in ne demek istediğini açıklayacak şekilde, New York Times için “Filistin’in Teslim Olmasının Nesi Yanlış?” başlıklı, açıkça haydutça bir yazı yazmıştı.

Danon, Filistinlilerin İsrail’in işgalini sona erdirme arayışının yalnızca “bir nefret ve kışkırtma kültürü oluşturduğunu” yazıyor ve kendisinin, “Filistinlilerin mevcut siyasal ve kültürel değerler sistemine yönelik ulusal bir intihar” görmek istediğini ekliyordu.

Danon, şöyle devam ediyordu: “Soruyorum: Filistin’in teslim olmasının nesi yanlış? Teslim olmak, bir yarışmada, yarışmada kalmanın boyun eğmekten pahalıya patlayacağının kabulüdür.”

Kushner, İsrail işgali altındaki Filistin topraklarındaki koşulların temelindeki siyasi sorunlara değinmeyi reddetti. Gazze’yi ve Batı Şeria’yı bir sonraki Dubai’ye ya da Singapur’a dönüşmeye hazır bir boş hayal ülkesine çeviren broşür, işgalden hiçbir şekilde söz etmemektedir.

Bu, belgenin büyük kısmını gülünç derecede saçma hale getiriyor. Örneğin, belgede, “Batı Şeria ve Gazze genelindeki yüksek emlak fiyatları, ev almayı birçok Filistinli için zorlaştırıyor,” diye şikayet ediliyor. Başka bir yerde, “Filistinlilerin ve mallarının dolaşımı önündeki düzenleyici bariyerleri azaltma hedefi” ilan ediliyor.

Batı Şeria’daki emlak sorununun, İsrail yerleşimlerinin mantar gibi çoğalması, Filistinlilerin topraklarına el konulması ve Doğu Kudüs’teki evlerinin sistematik biçimde yıkılması ile bağlantılı olduğunu tahmin etmek hiç de zor değildir. “Filistinlilerin ve mallarının dolaşımı önündeki düzenleyici bariyerler”e gelince; bu, 2 milyon Filistinlinin sıklıkla dünyanın “en büyük açık hava hapishanesi” olarak betimlenen bir yerde kapana kısıldığı, binlerce yaşama mal olan çok sayıda bombardımana ve istilaya tabi tutulduğu 11 yıllık bir kuşatmayı kapsamaktadır.

Siyasi meselelere değinilmemiş olsa da, hem Bahreyn toplantısı, hem de Trump yönetiminin yaptıkları, Washington’ın Batı Şeria’nın açıkça ilhak edilmesinde ve çok daha çıplak bir apartheid (ırk ayrımı) sisteminin uygulamaya konmasında İsrail hükümetini desteklemeye hazırlandığını açıkça ortaya koymaktadır.

Trump yönetimi, Filistinlilere yönelik sistematik saldırılardan ve İsrail’in baskısını desteklemekten oluşan bir politika izliyor. Trump’ın, İsrail’in Kudüs üzerindeki egemenliğini tanıması ve eski ABD politikasından ve uluslararası hukuktan koparak ABD büyükelçiliğini oraya taşıması dikkate alındığında, Kushner’in Filistinlilerin refahı hakkında kaygı duyma numarası son derece gülünçtür. Trump, İsrail’in, yasadışı işgali altında bulunan Suriye’nin Golan Tepeleri’nde hak iddia etmesini de onayladı. Bunlara ek olarak, USAID üzerinden yapılan 200 milyon dolarlık bir yardımı ve ağırlıklı olarak Filistinlilerin yaşadığı Doğu Kudüs’teki hastanelere yönelik 25 milyon dolarlık yardımı rafa kaldırırken, Filistinli sığınmacılara yardım eden UNRWA’ya yapılan 350 milyon dolarlık ödeme dahil olmak üzere, ABD’nin Filistinlilere yönelik tüm yardımını kesti.

Kushner, öne çıkan siyasi “meseleler”in, ABD’nin daha sonra yapacağı bir teklifte ele alınacağını belirtti. Bu, elbette, hükümeti kurmakta başarısız olmasının ardından Netanyahu’nun Eylül ayı için çağrısını yaptığı İsrail seçimlerinden önce yayınlanmayacak. Seçimden önce Batı Şeria’nın ilhak edilmesi, Netanyahu’nun sağcı destekleyicileri tarafından açıkça gündeme getiriliyor.

Oslo Anlaşması’nın, 1967 savaşında İsrail tarafından işgal edilen topraklarda bağımsız bir Filistin devleti, Doğu Kudüs’te bir başkent ve geri dönme haklarını talep eden milyonlarca Filistinli sığınmacıya adalet sağlama vaatleri, ABD’nin ve İsrail’in politikası ve “karadaki gerçekler” eliyle çoktan imkansız hale getirilmiştir. Bu “gerçekler”e, yerleşimlerin genişletilmesi ve Batı Şeria’nın parçalanmış ve ekonomik açıdan yaşaması olanaksız bir hale getirilmiş olması dahildir.

Kushner ve Trump yönetimi, 50 milyar dolarlık kalkınma programı kuruntusunu, onların bu saçmalığı reddetmesini ABD’nin İsrail’in eylemine desteğinin bahanesi olarak kullanarak ilhaka zemin hazırlama konusunda Filistinlilere rüşvet vermek üzere ileri sürüyor.

Bahreyn’deki saçmalığın diğer amacı, ABD emperyalizminin İran’a karşı savaş takviyesini destekleyen bir bölgesel eksenin temeli olarak İsrail devleti ile Basra Körfezi’nin gerici petrol şeyhlikleri arasındaki ittifakı sağlamlaştırmaktır. Pazartesi günü, Trump, İran’ı bir kez daha “yok etmek” ile tehdit etti.

Milyonlarca Filistinli emekçi, kurtuluşlarının emperyalistlerin arabuluculuğundaki bir “iki devletli çözüm” yoluyla asla gerçekleşmeyeceğini görmüş durumda. Bu, sadece ABD emperyalizminin bu taktiği açıkça terk etmesinin değil ama aynı zamanda, Filistin burjuvazisinin (hem emperyalistlerin Filistin Yönetimi’ndeki maşalarının ve polislerinin, hem de İslamcı Hamas’ın) gerçekleştirdiği ihanetlerin sonucudur.

Filistinlilere onlarca yıldır acı veren yerinden etme politikasına, baskıya, yoksulluğa ve şiddete son verilmesi, yalnızca, Musevi ve Arap işçi sınıfının, tüm dünyada kapitalizmi ortadan kaldırma mücadelesinin parçası olarak bir Sosyalist Ortadoğu Federasyonu uğruna mücadelede birleşmesi yoluyla gerçekleştirilebilir.