Lev Troçki ve SSCB’de Marksizmin kaderi

Vadim Rogovin
1 Ağustos 2019

Bu konferans Profesör Vadim Rogovin tarafından 3 Haziran 1996 tarihinde Avustralya’nın Sidney kentindeki Macquire Üniversitesi’nde verildi.

Bu konferansı düzenleyenlere bana bu güzel üniversitede konuşma olanağı verdikleri için minnettarım.

Bugün yirminci yüzyılın en seçkin şahsiyetlerinden biri hakkında konuşacağız. Onun bugün bile hala çok farklı tepkilere neden olan düşüncelerini ve kişiliğini tartışacağız.

Her büyük devrim o ülkedeki ahlaki ve düşünsel iklimi değiştirir ve Lenin’in işaret ettiği gibi daha önce mümkün olması düşünülmeyen yeni yeteneklerin ve yeni güçlerin oluşumuna neden olur.

Ekim devriminin önde gelen kişilikleri içinde, yeteneklerinin ve becerilerinin çok yönlülüğüyle Rönesans çağının insanları ile rahatlıkla kıyaslanabilecek onlarca insanın ismini sayabilirim.

Bu insanlar 1919-21 yıllarında yaşanan İç Savaş sırasında Kızıl Ordu’yu yönetme ve eski Çarlık profesyonel subaylarının komutasında bulunan, donanım ve malzeme desteği yabancı güçler tarafından sağlanan, Beyaz Orduları yenme becerisini gösterdiler.

Savaş sonrasında en yetkin ekonomi uzmanları oldular. Toplumsal yaşamın en çeşitli entelektüel ve kültürel alanları da dahil olmak üzere pek çok alanında öncü rolü oynadılar.

Ancak bu seçkin insanlar grubu içinde bile Troçki’nin kişiliği hem gücüyle hem de yeteneklerinin çok yönlülüğüyle hepsinden çok daha fazla göze çarpıyordu.

Troçki, Kızıl Ordu’yu örgütleyen kişiydi ve bu ordunun birçok zaferinin onuru ona aitti. Diplomasi alanında yabancı ülkelerin önderleriyle karşı karşıya geldiğinde muazzam bir yetenek sergiledi ve bu yeteneği nedeniyle de büyük saygı gördü. Troçki, Sovyet ekonomisinin bütün dallarını yönetebilen, hem de etkin bir biçimde yönetebilen biriydi.

O aynı zamanda büyük bir hatipti ve bütün izleyicileri ayağa kaldırma ve derinden etkileme becerisine sahipti. Onun konuşmalarına tanık olmuş çok sayıda insan var. Menşevik tarihçi Suhanov, Troçki’nin bir konuşması sırasında kendisinin de izleyenler arasında yer aldığını anlatır. Konuşma 1917’de Petrograd’da ünlü Cirque Moderne’de gerçekleştirilmiş ve birkaç saat sürmüştü. Troçki konuşmasını şu sözlerle bitirmişti: “Haydi kanımızın son damlasını ve bütün yaşam gücümüzü sosyalist devrimin zaferine adayalım.”

İzleyenlerin hepsi birlikte ellerini kaldırmış ve kanlarının son damlasına kadar mücadele edeceklerine ant içmişler.

Siyasi olarak Troçki’nin görüşlerini paylaşmayan Suhanov, daha sonra yolda yürürken kendi kendine şaşarak, kendisinin de elini havaya kaldırdığını ve yaşamını devrime adamak için ant içtiğini fark etmiş.

Troçki, İç Savaş sırasında Kızıl Ordu’nun başı olarak, düşüncelerini sadece Kızıl Ordu’nun diğer üyeleriyle değil ama aynı zamanda asker kaçakları ile de tartıştı. Troçki’nin bir grup asker kaçağına yönelik yaptığı bir konuşmanın bir bölümü, Rus yazar Aksyonov’un bir romanında açık bir biçimde anlatılır.

Aksyonov, romanda eski bir Bolşevik olan ve daha sonra 20 yıl Sovyet kamplarında kalan babasının kendisine anlatmış olduğu bir hikayeyi aktarır.

Aksyonov’un babasını esas alarak oluşturduğu roman kahramanı, bir zamanlar açık alanda tutulan, büyük bir asker kaçağı grubunu gözetim altında tutan muhafızlardan biri olduğunu anlatır.

Ardından Troçki’nin treni oraya gelir. Troçki, İç Savaş sırasında treniyle bir cepheden ötekine giderdi. Elbette Aksyonov, 1960’ların başlarında, romanda Troçki’yi kendi adıyla anamazdı. Romanda sadece Moskova’dan üst düzey bir komiserin geldiği söylenir.

Troçki, hemen oracıkta yapılıveren, pek de sağlam olmayan bir platformun üzerine çıkar ve haydut görünüşlü asker kaçaklarına hitap etmeye başlar. Troçki çok sayıda öfkeli bağırışla karşılanır. Asker kaçakları Troçki’ye defolup gitmesini söylerler. "Bizi bitin ve siperlerin içine gönderdin, Tanrı cezanı versin, defol git buradan," diye bağırırlar.

Komiser Troçki askerlerin bağırışlarını keser. Şöyle der, "Muhafızların burada ne işi var? Muhafızları buradan çekin. Bu insanlar burjuva pisliği değil, bunlar Kızıl Ordu savaşçıları."

Asker kaçakları Troçki’nin konuşmasına başlama şekli karşısında o kadar şaşırırlar ki, birden bire seslerini keserler.

Troçki daha sonra birçok güçlü slogan içeren bir konuşma yapar ve şunları söyler: "Zafer kısa zaman içinde bizim olacak, bizler Denikin’i yeniyoruz ve bizler bunu bütün cephelerde yapmaya devam edeceğiz."

Troçki sözlerini sürdürdükçe daha ve daha fazla hurra ve destek bağırışları duyulur. Askerler dönüşüm geçirmektedir. Konuşmanın sonunda bu insanlar artık serkeş bir kalabalık değil, cepheye gitmeye ve savaşmaya hazır Kızıl Ordu savaşçılarından oluşan bir müfrezedir.

Bu hiçbir biçimde edebi bir abartma değildir. Çok yıllar önce, Sovyetler Birliği’nde dolaşırken kaldığım otelde yaşlı bir adamla tanışmıştım. Bu adam gençliğinde Kızıl Ordu’ya hizmet etmişti ve o da Troçki’nin kendisinin bulunduğu cepheye nasıl geldiğini anlattı.

Yaşamımın geri kalanında bu yaşlı adamın sözlerini her zaman hatırlayacağım. Yaşlı adam bana Troçki’yi dinlerken insanın istese de istemese de kendini ağlıyormuş gibi hissettiğini söyledi.

Çok farklı türde hatip ve konuşmacı vardır. Bunlardan bazıları, yaptıkları konuşmalar çok içerikli olmamasına karşın, özellikle devrimci zamanlarda, izleyenlerini çok heyecanlandırabilirler.

Sözgelimi, 1934’de, muhtemelen biliyorsunuzdur, Stalin’in emriyle öldürülen Bolşevik Kirov, bu türden bir hatipti. Bir zamanlar yaşlı bir Bolşevik bana gençken, 1920’li yıllarda Leningrad’da Pravda’da çalıştığını ve sık sık Kirov’un konuşmalarının redaksiyonunu yaptığını anlatmıştı.

Bu yaşlı Bolşevik, Kirov’un fabrikalarda konuşma yaptığı zaman izleyenleri kasıp kavurduğunu anlattı. Ancak sıra konuşmayı yayınlanacak hale getirmeye geldiğinde bu bir tür Rus peyniri olan tvorog’u sıkmaya benziyordu –siz onu sıktıkça suya dönüşür ve en sonunda geriye sudan başka bir şey kalmaz.

Buna karşılık Troçki’nin konuşmalarını incelediğinizde –ve Troçki çok farklı izleyicilere hitaben yüzlerce konuşma yapmıştı– cümlelerde her zaman şaşırtıcı yön değiştirmeler, yeni fikirler ve beklenmedik düşüncelerle karşılaştığınızı belirtiyordu bu yaşlı Bolşevik.

Troçki, insanlığın bilgi dağarcığının pek çok farklı alanlarına seslenmiş bir düşünürdü. Onun toplu eserleri, nihai olarak bir araya getirildiğinde en azından 100 ya da 150 ciltlik bir büyüklüğe ulaşacaktır.

Bunların arasında siyasal bilimlerden ekonomiye, edebiyattan edebiyat eleştirisine, felsefeden ahlaka varıncaya kadar toplum bilimin hemen hemen her alanına ait yazılara rastlayabilirsiniz.

Troçki, birçok makalesini bilimdeki son gelişmelere adadı: Einstein’ın görelilik teorisinden Sigmund Freud’un öğretilerine kadar. İlgi alanlarının genişliği çağdaşlarını çok şaşırtmıştı.

Pravda gazetesi, 1923’te bir grup genç komünistten gelen bir mektubu yayınlamıştı. Mektupta şöyle deniyordu: "Troçki Yoldaş, çok farklı gazetelerde çok farklı temaları ele alan birçok makalenizi okuduk."

Mektubu yazanlar, Troçki’nin üstlendiği sorumluluklar ve yürüttüğü pratik işler göz önünde bulundurulduğunda, insan bilgi dağarcığının bu kadar farklı alanlarına ilişkin kitapları okumaya ve ardından da bu alanlarda doyurucu makaleler yazmaya zaman bulabilmesine çok şaşırdıklarını söylüyorlardı.

Troçki’ye bunun kendi kişiliğinin bir özelliği mi olduğunu yoksa herhangi bir ortalama insanın bu sonuçlara ulaşmayı umup umamayacağını soruyorlardı. Troçki herhangi bir alanda en zor dönemin malzemenin ilk birikim dönemi olduğu cevabını veriyordu.

Gençliğinde hapishanede çok uzun süreyle kaldığında ve gerçekten de okumak ve yazmaktan başka yapacak hiçbir şeyi olmadığı zamanlarda bile her zaman okumaya yeterince vakti olmadığı duygusuna kapıldığını söylüyordu.

Ancak diyordu Troçki, bir insan bir alanda bilgi biriktirmeye başlayınca diğer alanlarda araştırma yapmak daha kolay hale geliyor. İnsan, inceleme ve araştırma yöntemleri her alanda benzer olduğu için, bir alandan ötekine geçebiliyor. Bir alandan diğerine geçiş neredeyse boş zamanını değerlendirme ve dinlenme duygusu veriyor.

Troçki önemli çalışmalarının birçoğunda tüm insanlığın ve her bireyin içindeki muazzam potansiyeli ortaya çıkardı.

Ünlü kitabı Edebiyat ve Devrim’in son bölümlerinden biri nelere komünist ideal denebileceğinin tanımlanmasına ayrılmıştır. Troçki, insanlığın sosyalizm altında ve komünizme geçişle birlikte doğa karşısında nasıl gittikçe daha fazla sayıda zafer elde edeceğini ve bu süreç içinde kendisini nasıl dönüştürmeye başlayacağını betimler.

Bu bölüm biraz beklenmedik bir biçimde sona erer. Troçki, komünizmde birkaç kuşak sonra ortalama insanın Aristo’nun, Goethe’nin ya da Marx’ın düzeyine erişmesinin umulabileceğini belirtir.

Elbette komünizm karşıtı düşüncelerle büyümüş ya da bugünün kitle iletişim araçlarının saçtığı düşüncelere maruz kalmış herhangi birine bu düşünceler ütopik gelecektir.

Bizim kendi ülkemizde, Rusya’da, kapitalizmin restorasyonunu savunanlar, bütünüyle farklı bir bakış açısı ortaya koydular ve son yıllarda bunları basında açıkça dile getirdiler.

Onların bakış açısını şuna indirgeyebiliriz: kapitalizmin restorasyonuyla birlikte ortalama insan sıradan bir tezgahtar düzeyine yükselme şansına sahiptir.

Bunlar, toplumunun şu anda karşısında duran, birbirine tamamen zıt iki bakış açısıdır.

Troçki, yirminci yüzyılın birçok önemli düşünürü arasında çok özel bir yere sahip. O, Lenin’den sonra 16 yıl yaşadı. Bu insanlık tarihinde yer alan çok dramatik bir dönemdi. Bu dönemde bugün hala çözülememiş olan belirli düğüm noktaları oluştu.

Troçki, daha sonra büyük çoğunluğu tarih tarafından doğrulanacak olan öngörülerde bulunmak üzere, bu dönemde ortaya çıkan bu önemli sorunları genelleştirebildi. Aynı zamanda, birçoğu günümüze kadar varlığını korumuş olan sorunlarla ilgili sorular sordu ve cevaplar üretti.

Troçki yaşamının son 12 yılını, Sovyetler Birliği’nden sınır dışı edilmiş olarak, sürgünde geçirdi.

Bir ülkeden diğerine sürüldü. Genellikle yalıtılmış bir konumda yaşadı. Sadece ülkesinden değil, kendisiyle aynı düşünceleri paylaşan birçok insandan da ayrı kalmak zorunda bırakıldı.

Elinde kullanabileceği çok az kaynak vardı. Bütün bu zorlu koşullara rağmen on binlerce destekleyiciyi kendisine çekmeyi başardı. Bugün dünyanın dört bir yanındaki binlerce destekleyicisiyle var olmaya devam eden Dördüncü Enternasyonal’i kurmayı başardı.

Troçki’nin ölümünden sonraki kaderi sağlığındakinden daha az karmaşık olmadı. Sovyetler Birliği’nde, Troçki ve Troçkizm hakkında yazılmış olan çok sayıda makalede dürüst bir tane bile alıntı bulamazsınız. Onun düşüncelerine yönelik bir tane dürüst yorum bulamazsınız.

Benzer bir durum Batı’da Sovyetoloji alanında gözlemlenebilir. Troçki’yi gözden düşürmek için yapılan buluşlar hiçbir sınır tanımıyor anlaşılan.

Sadece Batılı tarihçiler değil, fakat aynı zamanda General Volgokonov gibi Sovyet bürokrasisinde çok yüksek konumda yer almış ve kısa bir süre önce Troçki hakkında kitaplar yayınlamış olan epigonlar [önemli sanatçıları (yazarları, ressamları, vs.) taklit eden kimse, ç.n.], Troçki’nin yaşamının kendi kafalarına uygun versiyonunu şablona dökmek için utanmazca en tuhaf kaynakları kullanıyorlar.

Bu devasa yalanlar ve çarpıtmalar yığını, Troçki’yi, sanki bugün karşımızda duran canlı bir insanmış gibi itibarsızlaştırmaya çalışanların gücünü değil, güçsüzlüğünü gösteriyor.

Troçki’yi ve etkisini baltalamak için sadece Sovyetler Birliği’nde değil ama bir bütün olarak bütün komünist hareket içinde, binlerce önde gelen Bolşevikin, Marksistin ve aydının yok edildiği, 1937’nin Büyük Terörü’nü başlatmak gerekti. Stalin’in kamplarından muhtemelen iki milyon insan geçti.

Troçki’nin suikast sonucu öldürülmesine, Büyük Terör sırasında binlerce Sovyet komünistinin ve yurtdışından Sovyetler Birliği’ne kaçmış olan binlerce komünistin yok edilmesine bakarak, insanlığın bir bütün olarak omuzdan yukarısının yok edildiğini söylemek mümkündür.

Büyük Fransız devrimcisi Victor Serge, Büyük Terörün yol açtığı sonuçları anlattığı, Tulayev Yoldaş Davası [The Case of Comrade Tulayev] adlı bir roman kaleme aldı.

Romanda 1930’larda İspanya’daki mücadeleye katılmış olan biri, Sovyetler Birliği’nde ne tür olayların yaşanmakta olduğunu –Büyük Terör’ün nasıl uygulamaya konulduğunu ve binlerce komünistin nasıl öldürüldüğünü– öğrenir. Bir yoldaşına şu sözleri söyler: "Şu anda dünya üzerinde Einstein’ın görelilik kuramını doğru olarak anlayan belki de on kişi olduğunu kafanda canlandırabiliyor musun? Bu insanların birden bire ortadan kaldırılmaları durumunda insanlığın bir bütün olarak ne kadar geriye gideceğini bir düşün."

Stalin, benzer bir biçimde, eşitsizlikten ve baskıdan insanlığın nasıl kurtarılabileceğini kavramış olan binlerce insanı yok ederek insanlığı onlarca yıl geriye götürdü.

Troçki katledildikten ve Büyük Terör gerçekleştirildikten sonra bile, Stalinist diktatörlük Troçki’den ve destekleyicilerinden korkmaya devam etti. Sovyetler Birliği’nde ve diğer sözde sosyalist ülkelerde, Troçki’den ya da Büyük Terör’ün kurbanı olmuş diğer herhangi önde gelen bir Bolşevik Parti üyesinden, bırakın olumlu bir biçimde söz etmeyi, yansız bir biçimde bile söz etmek bütünüyle yasaklanmıştı. Bu bir tabu haline getirilmişti.

1980’lerin sonlarına doğru, herhangi bir Sovyet ansiklopedisinde, Hitler, Mussolini ve diğer gerici figürlerle ilgili makaleler bulabilirdiniz, ancak Troçki, Zinovyev, Kamenev ve diğer önde gelen Bolşevikler hakkında tek bir ciddi makaleye bile rastlayamazdınız.

Troçki’yle ilgili tek ciddi biyografik makale Lenin’in Toplu Eserler’inde yer alır. Bu eserin güvenilir, akademik bir yayın olması beklendiği için, Lenin’in Troçki’ye yaptığı pek çok göndermeyi editörlerin göz ardı etmesi muhtemelen mümkün olmamıştı.

Ancak burada, nesnel, bilimsel ve akademik bir yayın çalışması yapıldığı söylense de, Troçki’nin tanımlanması şu sözlerle başlar: "Troçki, Leninizmin en kalleş ve nefret uyandıran düşmanıdır."

Bu altyapı karşımızda olunca Sovyet toplumunda Marksizm resmi olarak yüksek bir mertebede olsa bile gerçekte mümkün olan en kötü durumda olduğunu anlamak zor değildir.

Marx, Lenin ya da Troçki, teorinin stratejiye ve stratejinin taktiklere kılavuzluk etmesi gerektiği konusunda berrak bir kavrayışa sahipken, Sovyetler Birliği’nde iktidarı elinde tutan Stalinistler her şeyi tepe taklak ettiler.

Siyasi stratejiyi siyasi taktiklerin gündelik zikzaklarına uydurdular. Ve teori her zaman için bir bütün olarak onların siyasi stratejilerine tabi kılındı.

Büyük Temizlik’ten, 1937’den sonra iktidara gelmiş ve orada kalmış olan kuşak bir bütün olarak ele alınırsa, bunların Marksizme bütünüyle kayıtsız oldukları görülür:

Üniversitelerde ve okullarda Marksizm öyle bir şekilde okutuldu ki, bu öğrencilerin ellerinden Marksizmi bir bütün olarak reddetmekten başka bir şey gelmedi.

Ve en sonunda ülkede muazzam bir siyasi boşluk ortaya çıktı.

Bu boşluk Samizdat adı verilen çalışmalarla doldurulmaya başlandı. Bunlar Sovyetler Birliği’nde yasadışı olarak ya da yarı yasal biçimde yayınlanan çalışmalardı. İnsanlar bunları elleri ile çoğaltıyorlar ve şu ya da bu şekilde dağıtıyorlardı.

Ya da bu boşluk Tamizdat adı verilen çalışmalarla dolduruluyordu. Bunlar basılmaları için yurtdışına gönderilen ve daha sonra orada çoğaltılıp dağıtılan ve kimi zaman da Sovyetler Birliği’ne geri getirilen çalışmalardı.

Bu yarı yasal çevre içinde, aydınlar arasında iki temel eğilim oluşmaya başladı.

Bunlardan biri insanlığın gelişiminin en yüksek noktasının gelişmiş kapitalist ülkelerde olduğunu savunan burjuva liberal eğilimdi.

İkinci eğilim ise, Rusya’nın eski Çarlık günlerine şefkatle bakan ve Ekim Devrimi’ni, aksi takdirde devam edecek ve Rusya’nın ulusal bir güç olarak gelişmesini sağlayacak olan normal gelişiminin kesintiye uğratılması olarak gören milliyetçi şovenist eğilim idi.

Bu her iki eğilim de perestroyka dönemi sırasında patlama gösterdiler ve kendilerine bütün kitle iletişim araçlarının sayfalarında yer buldular. Elbette glasnost ve perestroyka sırasında 60 yıl sonra ilk kez Troçki’nin kimi çalışmalarını yayınlamak mümkün oldu. Troçki’nin kimi kitapları yüz binleri bulan sayılarda basıldı. Bu Batı’da kulağa çok büyük bir rakammış gibi geliyor ancak eski Sovyetler Birliği’nde bu, ortalama hatta düşük miktarda bir baskı sayısıydı.

Eski Sovyetler Birliği’nde Troçki’nin kitapları binlerle basılırken, bunun karşısında komünizm karşıtı yazın, milyonlarca ve on milyonlarca basılan kitap, dergi ve gazete dalgasıyla her yeri istila etti.

Bu iki ana eğilim Rusya’nın yazın ve toplumsal yaşamında öne çıktılar. Bu eğilimlerden biri kendisini demokratlar olarak adlandıran eğilime dönüştü, diğer eğilim ise kendisini yurtseverler, büyük güç olma yanlıları ve milliyetçiler olarak gördüler.

Her iki eğilim de Ekim Devrimi’ni ve Bolşevizmi keskin bir biçimde reddediyor ama kendi görüşlerinden farklı sonuçlar çıkartıyordu.

Demokratlar, Stalinizmin, Marksizmin ve Leninizmin Ekim Devrimi’nin mantıki ve kaçınılmaz bir ürünü olduğunu söylemektedir. Dolayısıyla bu görüşe göre Sovyetler Birliği’nde yaşanan böylesi korkunç ve berbat olaylara Ekim Devrimi’nin devam etmesi yol açmıştır.

Diğer eğilimi oluşturan şovenistler de Stalinizmin Lenin’in düşüncelerinin devamı olduğunu iddia ediyorlar. Ancak bunlar Stalin’e "sosyalizm"in böyle büyük zaferlere ulaşmasında öncülük ettiği için değer veriyorlar.

Eğer bugün kendisini komünist olarak adlandıran partiye, Zuganov’un başında bulunduğu partiye bakarsanız, bu partinin programında iki ana temayı tespit edebilirsiniz. Bu temalardan biri, Bolşevik Parti’nin içinde her zaman iki partinin birbirine karşı mücadele etmiş olduğudur.

Zuganov ve destekleyicileri, bu iki partiden biriyle ilgili olarak gerçekte siyasi eylemci olmamış ancak bugüne kadar Rusya’da popüler olan ve derin saygı duyulan insanların isimlerini sayıyorlar. Bu isimler arasında ordu komutanı Mareşal Zukov, kaşif ve bilim insanı Korolyov, atom bilimcisi Kurçatov ve işçi Stahanov yer alıyor.

İkinci eğilimle ilgili olarak çok farklı siyasi görüşlere sahip olan insanların isimlerini sıralıyorlar. İkinci parti Troçki’nin, II. Dünya Savaşı sırasında ihanet eden ve Hitler’e katılan General Vlasov’un, Beria’nın, Gorbaçov’un ve Yeltsin’in partisi oluyor. Bütün bu insanları Troçki’nin ismini lekelemek için bir araya getiriyorlar.

Komünist Parti tarafından bugün öne sürülen ikinci tez, Bolşevik parti saflarında her zaman Rusya’yı kendileri için bir ganimet ya da bir yağma alanı olarak gören kişilerin bulunduğu şeklindedir.

Herkesin gözlemleyebileceği şekilde bugün Rusya’da yürütülmekte olan seçim kampanyası, İncil’deki deyişle, körün köre yol göstermesini anımsatıyor. Bu gözlem bütün adaylar için geçerli.

Aynı zamanda Marx’ın, cehalet en şeytani güçtür ve birçok büyük trajedilere yol açabilir, şeklindeki sözlerini de hatırlayabiliriz.

Tamamen ihmal edildikten ya da saldırıya uğradıktan 60 yıl sonra, Troçki’nin adı, eski sosyalist ülkelerde bir kez daha su yüzüne çıkıyor.

Troçki’nin idealleri Marksist düşüncelerin, Bolşevik dünya görüşünün yeniden doğuşu açısından kilit öneme sahiptir.

Böylelikle ortaya çok ilginç bir resim çıkıyor. Komünizm karşıtı olanlar için Troçki geçmişte kalmış bir insan. Onlara göre Troçki bir tür ütopyacı düşünce şekline sahip ve elbette Stalin’e karşı mücadelesinde yenilgiye uğramış birisi.

Peki, neden her yıl Troçki’nin düşünceleri hakkında onlarca belki de yüzlerce makale yazılıyor ve birçok ülkede insanlar kendilerini onun düşüncelerinin savunucusu olarak adlandırıyorlar?

Pek çok insan Sovyetler Birliği’ndeki ve Doğu Avrupa’daki rejimlerin çöküşünün komünizmin öldüğü anlamına geldiğini söylüyor.

Gerçekte ölen komünizm değil, Marksizm ile hiçbir ortak yanı olmayan egemen seçkinler ve rejimlerdi. Ayrıcalıklı olanlar ile hiçbir şeyi olmayanlar arasındaki bölünme var olduğu sürece Marksizmin temel düşünceleri, toplumsal adalet, toplumsal eşitlik ve enternasyonalizm idealleri uluslararası düzeyde ölmez.

Çok zengin ülkelerde yaşayan insanlar var – bunlar muhtemelen dünya nüfusunun beşte birini oluşturuyorlar. Elbette çok yoksulluk içinde olan pek çok ülke var. Dünya nüfusunun çoğunluğu bu ülkelerde yaşıyor. Bu ülkelerin birçoğunda ki Rusya’nın bunun en önemli örneği olduğuna inanıyorum, halkın yaşam standartlarının göreli değil, mutlak olarak aşağıya doğru gittiğini görüyoruz.

Rusya’da arşivlere ve geçmiş yılların tarihine ışık tutan yeni belgelere erişme şansına sahibiz. Troçki’nin ve Sol Muhalefet’in faaliyetleri hakkında yeni bilgilere sahibiz ve 1930’larda Muhalefet’in gücünün arttığını ve daha önce bildiğimizden çok daha fazla etki gücüne sahip olduğunu görebiliyoruz. Ülkemizin Ekim Devrimi’nden sonraki tarihine yönelik hatırı sayılır ve gittikçe artmakta olan bir ilgi var.

Bu ilginin bir belirtisi de burada, Rusya’dan binlerce kilometre uzaktaki Avustralya’da görülüyor. Yüzlerce insan hem Melbourne’de hem de Sidney’de Troçki’nin düşüncelerini tartışmak için bir araya geldiler.