Die Zeit editörü Jochen Bittner, “Alman barışseverliği”ni kınıyor

Johannes Stern
2 Ağustos 2019

Geçtiğimiz hafta, New York Times, Almanya’da yayınlanan haftalık gazete Die Zeit’ın siyasi editörü Jochen Bittner’in, “Dünya Alman militarizminden korkardı. Sonra Alman militarizmi ortadan kayboldu. Barışseverlik Almanya’yı nasıl fethetti?” başlıklı yazısını yayınladı.

Bu yazı, Alman militarizminin yeniden uygun adım yürüdüğünü görmeye can atan, hali vakti yerinde gazetecilerin siyasi olarak kötücül zihniyetine ışık tutmaktadır. Bittner, tüm yazı boyunca, Alman halkının –Nazizmin ve İkinci Dünya Savaşı’nın dehşetlerinin sonucunda– savaştan tiksinti duymasını, üstesinden gelinmesi gereken bir engel olarak ele alıyor.

Bittner, yazısına şu şikayet ile başlıyor: “Berlin’den gelen tepki sert olabilir ama en azından yeni bir açıklık çağına işaret ediyordu. Alman hükümeti, Amerika’nın Suriye’ye kara birlikleri gönderme konusundaki son talebini geri çevirmekle kalmadı … bu fikri değerlendirmedi bile: Bundestag’da ve hatta basında hiçbir tartışma olmadı.”

Yazar, şöyle devam ediyor: “Bu yıl, Almanya’nın savaş sonrası federal cumhuriyeti 70 yaşına giriyor. II. Dünya Savaşı’nın ahlaki ve fiziksel enkazından doğan ve sadece 30 yıl önce yeniden birleşen [Almanya’nın] ulusal karakter özelliklerinin bazıları hala biçimleniyor. Diğer özellikleri ise tamamen olgunlaşmış durumda. Buna, derin ve kalıcı bir militarizm karşıtlığı da dahil.”

Bittner’in yazısı, Almanya’nın yeni Savunma Bakanı Annegret Kramp-Karrenbauer’in yemin edip göreve başlamasından sadece bir gün sonra yayınlandı. Yemin töreni, Alman burjuvazisinin “kalıcı bir ulusal özelliği”nin militarizm olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

Kramp-Karrenbauer’ın belirttiği hedefler arasında, 2024’e kadar askeri bütçenin ikiye katlanması, bir Fransız-Alman uçak gemisi yapılması, zorunlu askerliğin geri getirilmesi ve Suriye’ye Alman kara birlikleri gönderilmesi var!

Bittner, Alman egemen sınıfının, uzun süre önce, iki dünya savaşında işlediği suçlardan sonra getirilmiş olan tüm kısıtlamaları çöpe atmaya ve Alman militarizmini yeniden canlandırmaya karar vermiş olduğunu çok iyi bilmektedir. Alman Marshall Fonu ile Bilim ve Siyaset Vakfı (SWP) gibi dış politika kurumları ve düşünce kuruluşları ile bağları bulunan Bittner, Alman militarizminin geri dönüşüne aktif biçimde katkıda bulunmuştur.

Bittner, Şubat 2014 başlarında, politikacılardan, gazetecilerden, akademisyenlerden, askeri yetkililerden ve iş dünyası temsilcilerinden oluşan yaklaşık elli kişilik bir çalışma grubunun bir yılda Alman militarizminin canlanmasını nasıl hazırlamış olduğunu anlatmıştı. Bu “çalışma”nın sonucu, SWP tarafından, “Yeni Güç, Yeni Sorumluluk: Değişen Bir Dünyada Alman Dış ve Güvenlik Politikasının Esasları” başlığıyla yayınlanmıştı.

SWP belgesi, 2014’te, dönemin Federal Cumhurbaşkanı Joachim Gauck’un ve Federal Hükümet’in Almanya’nın dış politikada askeri kısıtlamasının sonunu ilan ettiği Münih Güvenlik Konferansı’ndaki müdahalesine zemin oluşturmuştu. Bittner’in yazısında gizlediği şey, kendisinin SWP belgesini hazırlamış olan çalışma grubunun bir üyesi olduğu için konu hakkında bu kadar ayrıntılı bir rapor sunabilmiş olduğudur.

Almanya’nın yeni büyük güç stratejisi, medyada yoğun bir savaş propagandasını da içeriyordu. Bittner, bunda da merkezi bir rol oynamıştı. SWP’nin belgesinin yayınlanmasından kısa süre sonra, 4 Kasım 2013’te, New York Times’ta, “Alman Barışseverliğini Yeniden Düşünmek” başlıklı programatik bir yazısı yayınlandı. Bittner, bu yazıda, Almanların “son derece derin bir şekilde kökleşmiş barışseverliği” aleyhinde konuşuyor ve daha fazla “askeri müdahale” çağrısı yapıyordu.

Bittner, beş yıl sonra, medyanın saldırgan savaş propagandasının halkın savaş karşıtı ruh halini hiçbir şekilde değiştirmemiş olması karşısında hırçınlaşmıştır. Hayal kırıklığına uğramış olan Bittner, şunları belirtiyor: “Almanya’da, savaş, her zaman bir utançtır; bir başarısızlık işaretidir. Savaşın anısı, uygarlığın böylesine çöküşüyle, Almanlara ‘bir daha asla’ ile özetlenen sonsuz bir ahlaki miras bırakacak denli korkunç ve travmatik suçlarla ayrılmaz biçimde bağlantılıdır.”

Bittner’in köklü militarizm karşıtlığına yönelik öfkesi, yazısının her satırında görünmektedir. Bittner, yazısında, 1999’da Yeşiller Partili Dışişleri Bakanı Joschka Fischer “Balkan savaşları sırasında Alman silahları kullanmayı savununca, parti üyesi bir arkadaşı kafasına kırmızı boya dolu bir balon fırlatmıştı” ve “2018’deki bir ankete göre, Almanların yüzde 72’si, ülkelerinin, Suriye yönetimine karşı –diktatör sivillere karşı zehirli gaz kullansa bile– askeri harekata katılmaması gerektiğini belirtmişti,” diye yazıyor. Mesaj açıktır: “Tüm savaşlar cinayettir ve savaşı gerekli görmek, cinayeti savunmaktır.”

Bittner’in yazısını okurken, düzen medyasının ve partilerinin aşırı sağcı AfD’yi neden teşvik edip ona dalkavukluk yaptığı netlik kazanmaktadır. Bittner’in şikayetleri, AfD’nin “bellekte 180 derecelik bir dönüş” talep etmesi ya da Nazilerin terör rejimini “1.000 yıllık başarılı Alman tarihindeki bir kuş pisliği” olarak tanımlaması ile aynı gerici hedefin peşinden gitmektedir. Alman emperyalizminin tarihsel suçları, yenilerini hazırlamak için göreceleştirilmelidir!

Bittner, şöyle yakınıyor: “Almanya’nın onlarca yıl boyunca tarihten öğrenme ve yeni bir ahlaki cehenneme düşmeye karşı önlem alma çabası, istemsiz bir yan ürün verdi: ahlaki kibir.”

ABD istihbaratının ve ordusunun sözcüsü New York Times, bu Alman militarizmi propagandacısını, esasen dış politika yöneliminden dolayı teşvik etmektedir. Die Zeit’in eski NATO muhabiri olan Bittner, egemen sınıfın, durmadan Rusya ile daha saldırgan bir cepheleşme kışkırtan ve nükleer bir üçüncü dünya savaşı tehlikesi yaratan kesiminin bir parçasıdır. Tıpkı New York Times gibi.