Washington Türkiye’nin Suriye’de YPG’ye saldırısına yeşil ışık yaktı

Alex Lantier ve Ulaş Ateşçi
9 Ekim 2019

Pazar gecesi, Beyaz Saray, ABD’nin savaş politikasında büyük bir değişikliğe giderek, Türkiye’nin Kuzey Suriye’yi istila etmesine yeşil ışık yaktı. 2015’ten beri Suriye’deki NATO savaşında Washington’ın başlıca vekil gücü olarak savaşan ve Türk hükümetinin kanlı bir şekilde bastırılacak teröristler olmakla suçladığı Kürt milliyetçisi milisleri kaderlerine terk etti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı aramasının ardından, Beyaz Saray Pazar günü yerel saatle akşam 11’de bir açıklama yaptı ve şunları duyurdu: “Türkiye kısa süre içinde Kuzey Suriye’ye uzun zamandır planladığı operasyon için harekete geçecek. Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri, bu operasyonu desteklemeyecek ya da içinde yer almayacaktır; IŞİD ‘Halifeliliği’ni yenen Amerika Birleşik Devletleri kuvvetleri, artık doğrudan bu bölgede olmayacak.”

Pazartesi günü, ABD birlikleri Türkiye-Suriye sınırındaki mevzilerinden çekilirken, Erdoğan Türkiye’nin saldırısının her an başlayabileceğini söyledi: “Hep söylediğimiz bir söz vardı, 'Bir gece ansızın gelebiliriz' demiştik, kararlılığımız devam ediyor. Terör örgütlerinin tehditlerini kabul etmemiz asla beklenemez.”

Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye sınırındaki Tel Abyad’daki sözde “güvenli bölge”de Amerikan kuvvetleri ile ortak kara devriyesi yürüten Türk zırhlı araçları, 4 Ekim 2019 Cuma.

Türk hükümeti, ABD’nin onayıyla, Suriye’deki Kürt güçlerine karşı kıyıma hazırlanıyor. Washington ile Ankara, Türk birliklerinin Suriye’nin kuzeyinde 30 kilometre derinliğinde ve 480 km genişliğinde bir bölgeyi kontrol etmesinde anlaştı. Ankara, NATO’nun Suriye’deki sekiz yıllık vekil savaşı sırasında Türkiye’ye kaçan 3,6 milyon Suriyeli sığınmacının 1-2 milyonunu zorla bu bölgeye yerleştirmeyi planlıyor ve harekatını gerekirse bu bölgenin dışında da sürdürme tehdidinde bulunuyor.

Haberlere göre, ABD birlikleri, Türk askerlerinin oradan saldırıya geçmesine olanak sağlamak için Tel Abyad’dan Resulayn’a (Serekaniye) kadar 100 kilometrelik bir sınır alanından çekiliyorlar. Bununla birlikte, BBC, Ankara’nın daha geniş bir istila tehditlerinin ışığında, “Britanyalı ve Amerikan özel kuvvetleri, aylardır, durumun tırmanması halinde bölgeden kısmen ya da tamamen çekilme hazırlıkları yapıyordu,” diye bildirdi.

Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) önderlik ettiği Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ise, Kürtleri “yurdumuzu Türkiye’nin saldırganlığına karşı savunmaya” çağırdı ve “tüm sınır boyunca topyekün savaş” yemini etti. SDG sözcüsü Kino Gabriel, Beyaz Saray’ın açıklamasının bir ihanet olduğu suçlamasında bulundu: “Açıklama bir sürprizdi ve bunun SDG’yi sırtından vurmak olduğunu söyleyebiliriz.”

Türk ordusunun ağır silahlı aktif 402.000 askeri karşısında sadece 60.000 savaşçısı olan SDG, açıklamasında, daha önce, “ABD’den, Türkiye’nin bölgeye karşı herhangi bir askeri operasyonuna izin vermeyeceğine dair güvenceler” almış olduğunu ekliyordu.

Gerçek şu ki, SDG’yi Suriye’deki rejim değişikliği savaşı için güçlendirip silahlandıran Washington, şimdi Kürt “müttefiklerini” ezip katletmesinde Ankara ile sıkı bir işbirliği yapıyor. Trump, Pazartesi günü, Twitter’da verdiği kararı yorumladığı bir dizi mesajda, Kürt milislere saldırıya geçen Türk askerlerinin ne yapıp ne yapamayacağı hakkında son sözü söylemeye kararlı olduğunu açıkladı.

Trump, şunları yazdı: “Daha önce kuvvetli bir şekilde belirttiği gibi, sadece vurgulamak adına, eğer Türkiye benim büyük ve eşsiz bilgeliğimle sınırı aşmak olarak değerlendirdiğim herhangi bir şey yaparsa, Türkiye ekonomisini toptan yıkıma uğratıp yok ederim (Daha önce yaptım!). Onlar, Avrupa ve diğerleri ile beraber, yakalanan IŞİD savaşçılarına ve onların ailelerine göz kulak olmalılar. ABD, beklenebilecek olandan çok daha fazlasını yapmıştır; buna, IŞİD Halifeliği’nin tamamını ele geçirmek de dahildir.”

Türkiye’nin Kürt güçlerini ezmek için ABD’nin desteğiyle Suriye’yi istila etmesi korkunç bir suç olacak ve ABD’nin 1991’de Irak’a karşı savaşından 2011’de Libya’da ve Suriye’de başlatılan NATO savaşlarına kadar onlarca yıldır emperyalist işgaller ve vekil savaşlarıyla kana bulanan bir bölgede büyük bir şiddet tırmanması anlamına gelecektir. Bu harekat, Trump’ın, kendi hava sahasında bir ABD insansız hava aracını düşürdüğü için İran’a hava saldırıları düzenlemeyi 10 dakika kala iptal etmesinden sadece birkaç ay sonra gerçekleşiyor.

İran’ın ve Rusya’nın NATO destekli vekil milislere karşı Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimini desteklemek için halihazırda Suriye’de olmalarıyla birlikte, uzun vadede büyük dünya güçleri arasında askeri tırmanmanın doğrudan çatışmaya dönüşmesi tehlikesi hala gündemdedir. Suriye hükümeti, Türkiye’nin kendi egemenliği altındaki toprakları istila ve işgal etme planlarını tekrar tekrar kınadı. İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif de, “Güvenlik, Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine karşı askeri harekat yoluyla sağlanamaz,” açıklamasını yaparak Türkiye’nin planlarını eleştirdi.

Moskova ise, şimdiye kadar, Türk ordusu Kürtleri ezmek üzere Suriye’yi istila etse bile Ankara ile işbirliği yapma niyetinde olduğunun sinyalini verdi. Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov, Türkiye ile Rusya’nın Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda ortak tavra sahip olduğunu iddia ederek, “Türk meslektaşlarımızın her durumda buna tavra sadık kalacaklarını umuyoruz,” dedi.

Washington’ın Kürt müttefiklerini satması, Ortadoğu’da Kürt halkının demokratik ve kültürel haklarını ilerletme stratejisi olarak Kürt milliyetçiliğinin iflasına ilişkin bir başka acı ders oluşturmaktadır. Türkiye, Suriye, Irak ve İran topraklarına yayılmış bir halkın bu haklarını ilerletmesinin tek uygulanabilir yolu, işçi sınıfının emperyalizme karşı devrimci bir mücadele içinde uluslararası birliğinden geçmektedir.

Ancak Kürt burjuva milliyetçisi hareket, tarihsel olarak, “sosyalist” söylem benimsese bile, aralıksız bir şekilde, gündemini, Moskova’daki Stalinist bürokrasiye yönelik çağrıların yanı sıra, çeşitli emperyalist ve burjuva milliyetçisi güçler (CIA, İran Şahı, İsrail vd.) ile ittifaklar yoluyla ilerletme peşinde koşmuştur. Sonuç, bir dizi ihanet ve bozgun olmuştur.

2003’te ABD’nin Irak’ı istila etmesinden sonra, Irak’ın kuzeyindeki Kürt partileri ABD işgaline destek verdiler. Suriye yönetiminin, Rusya’nın ve İran’ın yardımıyla, El Kaide bağlantılı NATO destekli milisleri yenilgiye uğratmasının ardından, YPG, Washington’ın IŞİD’e karşı savaş adına Suriye’ye doğrudan müdahalesindeki başlıca vekil güç haline geldi.

Bu, Kürt milislerini ABD’nin Irak’taki ve Suriye’deki savaş suçlarına bulaştırmakla kalmadı; aynı zamanda Washington ile Ankara arasında her zamankinden daha sert anlaşmazlıklara yol açtı. Kürt halkını tarihsel olarak ezen Ankara, Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) karşı onlarca yıllık kanlı bir iç savaşın içindeydi. Suriye’de bir Kürt devletinin bütünleşmesinin bizzat Türkiye içindeki ayrılıkçı düşünceleri kışkırtabileceğinden dehşete kapılan Ankara, Suriye politikası konusunda Washington ile gitgide sertleşen bir çatışma içine girdi.

Washington’ın ve Berlin’in 2016’da hükümeti devirmek ve Erdoğan’ı öldürmek üzere düzenlenen başarısız bir darbeyi desteklemesinden beri bu çatışmalar olağanüstü bir yoğunluğa ulaştı.

Geçtiğimiz Aralık ayında, Amerika’daki yaygın savaş karşıtlığının farkında olan ve Türkiye ile ilişkilerin yıkıcı bir şekilde çökmesinden korkan Trump, Suriye’de SDG ile birlikte çalışan birkaç bin ABD askerinin çekileceğini duyurdu. Onun bu kararı Pentagon tarafından geçersiz sayıldı ve Washington’da hem Cumhuriyetçilerden hem de Demokratlardan bir eleştiri yağmuruna neden oldu. Sonuçta, ABD askerleri Suriye’de kaldılar ve Ankara ile Washington arasındaki anlaşmazlıklar tırmanmaya devam etti.

Şimdi ise Trump, savaş krizi ve kendi yönetiminin iç krizi yeni doruklara ulaşırken, Erdoğan ile başka bir anlaşmaya varmış durumda. Trump, İran’a yönelik hava saldırılarını iptal etmesinin ve İran’a savaşın baş savunucularından biri olan Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ı görevden almasının ardından, egemen sınıfın ve dış politika kurumunun Demokratik Parti önderliğindeki güçlü kesimleri tarafından görevi kötüye kullanma suçlamasıyla hedef alındı.

Trump’ın Suriye’den çekilme yönündeki son emri üzerine yaşanan kriz, görevi kötüye kullanma suçlamasının temelindeki dış politika üzerine gerici çatışmayı yansıtmaktadır. Çekilme emri, Trump’ın muhaliflerinden ve hatta Senatör Lindsey Graham gibi Cumhuriyetçi destekleyicilerinin bir kısmından yaygın kınamalara yol açtı. Trump’ın 2018’deki çekilme talimatını protesto etmek için ABD’nin IŞİD politikası koordinatörlüğünden istifa eden Brett McGurk, bu son talimatı “Rusya’ya, İran’a ve IŞİD’e bir hediye” olarak adlandırdı.

Trump ise, Ankara’nın potansiyel olarak suç oluşturan politikalarına onay veriyor. Bu, çoğunluğu Arap olan milyonlarca Suriyeli sığınmacıyı Suriye topraklarının bir kısmına zorla yerleştirme girişimini de kapsıyor. Suriye içinde küçük bir Kürt devletinin sağlamlaşmasını önlemeyi amaçlayan bu gerici plan, milyonlarca Arap sivilin bir savaş bölgesine gitmeye zorlanmasını içermekte ve onlarla yerli Kürt nüfus arasında kalıcı bir çatışma yaratma riski taşımaktadır.