Washington İran’a karşı savaş yığınağına devam ediyor

Bill Van Auken
20 Ocak 2020

Washington, bir dizi yeni askeri konuşlanma gerçekleştirerek, İran ile topyekun savaş hazırlıklarını tırmandırıyor. ABD’nin 3 Ocak’ta İranlı General Kasım Süleymani’yi öldürmesinin ve İran’ın Irak’taki iki ABD üssüne füze saldırıları biçimindeki büyük ölçüde sembolik misillemesinin ardından, medyanın durumu genel olarak gerilimlerin yatışması olarak betimlemesine rağmen yığınak devam ediyor.

ABD ordusunu izleyerek hakkında bilgi veren Stars & Stripes gazetesi, Perşembe günü, Pentagon’un Suudi Arabistan’a F15-E savaş uçaklarından oluşan bir hava filosu sevk ettiğini bildirdi. Prens Sultan Hava Üssü’ne konuşlandırılan savaş uçakları, İran içindeki kara hedeflerini kolayca vurabilecek bir mesafedeler. Bundan önce de, geçtiğimiz Ekim ayında başka bir F15-E filosu Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki El Zafra Hava Üssü’ne konuşlandırılmıştı. ABD Hava Kuvvetleri, geçtiğimiz ay, 378. Hava Seferi Filosu’nun Suudi Arabistan’da 15 yıl önce kurulmuş olan büyük bir ABD hava üssünü yeniden canlandırıldığını ve üssün “günden güne büyüdüğünü” ilan eden bir açıklama yayımladı. Birlik operasyon grubunun başında bulunan Albay Robert Raymond, “Sadece çöldeki bir arazi parçası olan yeri bir tam operasyon mevkisine çevirdik,” diyordu.

Kara Kuvvetleri Bakanı Ryan McCarthy, Çarşamba günü, Pentagon’un, İran ile çatışmaya hazırlık olarak Ortadoğu’ya yeni füze savunma sistemleri ve başka askeri donanımlar sevk etmeye hazırlandığını söyledi: “[İranlılar] çok becerikli bir düşman. Amerikalıları vurup öldürebilecek kapasitedeler.”

Bakan, “Füze savunması ve diğerleri gibi çeşitli kolaylaştırıcılar olabilir, bu yüzden bunu gözden geçiriyoruz,” diye ekledi.

Bu arada, Norveç ordusu, Washington’ın, kuvvetleri İran’la çatışmaya kaydırma gerekliliğinden bahsederek, 3.000 dolayında askeri 2-18 Mart arasında yapılması planlanan “Soğuk Cevap” adlı savaş oyunlarından çıkardığını açığa vurdu. Norveç kuvvetlerinin yanı sıra Britanya, Hollanda, Almanya, Fransa, Belçika, Danimarka, Letonya, Finlandiya ve İsveç’ten askerleri içeren ve yılda iki kez düzenlenen tatbikatla, Rusya’ya karşı savaş hazırlığı yapılması amaçlanıyor.

Pentagon, halihazırda, 82. Hava İndirme Tümeni’nden 4.000 askeri bölgeye göndermiş ve amfibi saldırı gemisi USS Bataan’la birlikte 2.000 deniz piyadesini Basra Körfezi’ne konuşlandırmış durumda. Bunların ardından, altı B-52 ağır bombardıman uçağını içeren bir saldırı kuvvetinin Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia adasında bulunan ABD askeri üssüne yeniden yerleştirilmesi geldi. Britanya’nın sömürge toprağı olan ada, İran’ı vurabilecek mesafede ama İran’ın uzun menzilli füzelerinin menzilinin dışında.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın 8 Ocak’ta Irak’ın Anbar eyaletindeki Ayn el-Esad Hava Üssü’ne ve Irak Kürdistanı’ndaki Erbil havaalanında bulunan ikinci bir üsse hiçbir Amerikalıya zarar vermeden düzenlendiği füze saldırısının, Tahran’ın “saldırı pozisyonundan çıktığının” bir işareti olduğunu söylemiş; bu füze saldırısına, sert ekonomik yaptırımlara yenilerini ekleyerek ve Washington’ın NATO müttefiklerinin İran’a karşı harekata daha fazla dahil olmalarını talep ederek karşılık verdi.

Bu yaklaşım, ABD emperyalizminin İran’a karşı “azami baskı” harekatını, savaşa eşdeğer etkin bir ekonomik ablukayı yoğunlaştırmak ve Washington’ın Avrupa’daki eski müttefiklerinin Tahran’a karşı baskıyı arttırmasını sağlamak üzere tasarlanmıştı.

Hem ABD askeri harekatından hem de otomobil ihracatına yüzde 25 gümrük vergisi getirme tehdidi biçimindeki ekonomik şantajdan korkan Britanya, Fransa ve Almanya hükümetleri, bu hafta, Birleşmiş Milletler’in İran’a karşı yaptırımlarını yeniden uygulama tehdidinde bulunarak hizaya geçtiler. Söz konusu yaptırımlar, Tahran’ın büyük güçlerle yaptığı ve ekonomik ilişkilerin normalleştirilmesi karşılığında sivil nükleer programına sınırlamalar getirilmesini kabul ettiği 2015 anlaşmasının parçası olarak görünüşte kaldırılmıştı. Tahran, Trump’ın Mayıs 2018’de nükleer anlaşmayı tek taraflı feshetmesinin ardından üç Avrupa devletinin Washington tarafından uygulamaya konan yaptırım rejimine karşı koyamamasının karşısında, anlaşma kapsamındaki taahhütlerini dereceli olarak azalttı. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Perşembe günü, İran’ın artık 2015’te anlaşmayı imzalamasından önce olduğundan daha fazla uranyum zenginleştirdiğini açıkladı.

ABD emperyalizmi, İran’a karşı kurulan bu birliği, ülkenin Şii din adamları önderliğindeki burjuva ulusalcı hükümetini, teslim olup yeni bir “Trump anlaşması”nı kabul etmeye zorlamak için kullanmaya çalışıyor. Bu yeni anlaşma, İran’ın nükleer programının sona erdirilmesini, balistik füzelerini ıskartaya çıkararak ülkenin silahsızlandırılmasını ve Ortadoğu genelindeki etkisini azaltmasını şart koşacaktır. Washington ve müttefikleri, İran egemenleri içindeki bölünmeleri ve özellikle de İran burjuvazisinin aşağıdan gelen bir toplumsal isyandan duyduğu korkuları Tahran’ı teslim olmaya zorlamak için manipüle edebileceklerini hesaplıyorlar.

Bununla birlikte, Pentagon, aynı anda, Süleymani’nin ve beraberindeki dokuz kişinin Bağdat Uluslararası Havaalanı’nda öldürülmesiyle –hem bir savaş nedeni hem de bir savaş suçu oluşturan bir toplu cinayetle– zaten başlatılmış olan savaşı aktif biçimde tırmandırmaya hazırlanıyor.

Cinayetten sonra, Süleymani’nin öldürülmesinin, İran’ın stratejik Hürmüz Boğazı’nda ABD’ye ait bir casus hava aracını düşürmesinden sonra, geçtiğimiz Haziran ayından bir ABD politikası olarak benimsemiş olduğu ortaya çıktı. Iraklı protestocuların Bağdat’taki ABD büyükelçiliğini basmasının ardından Trump’ın bu politikanın uygulanması emrini vermesi, ABD ordusunu kontrolsüz bir misilleme ve karşı misilleme sarmalı karşısında hazırlıksız yakalamıştı. En son yapılan konuşlanmalar, topyekun çatışma hazırlıklarının halen devam ettiğini gösteriyor.

“Azami baskı” ya da topyekun savaş üzerinden ne elde ederse etsin, ABD emperyalizminin hedefleri aynıdır: Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan, jeostratejik açıdan kritik bir ülkede uysal bir kukla rejimin kurulmasını dayatmak, dünyada yapılan petrol ticaretinin yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın çok önemli “geçidine” hakim olmak ve dünyanın dördüncü büyük kanıtlanmış petrol ve ikinci büyük doğalgaz rezervlerine sahip olmaktır. Washington, İran’ın fethedilmesini, “büyük güç” rakipleri Çin ve Rusya ile doğrudan çatışmanın zorunlu stratejik hazırlığı olarak görüyor.

Kıdemli askeri uzman William Arkin, bu hafta Newsweek’te yayımlanan “Donald Trump’ın Elindeki Yeni Silahla Birlikte, İran Krizi Nükleere Tırmanma Riski Taşıyor” başlıklı yazısında, ABD emperyalizminin bu hedefi ulaşmak için ne kadar ileri gitmeye hazır olduğunu belirtiyordu.

Arkin, 2016’da, Trump’ın göreve başlamasından önce gizli olarak sınıflandırılan bir bilgiyi aktararak, ABD ordusunun “Küresel Gök Gürültüsü 17” adlı bir tatbikat düzenlediğini belirtiyor. Söz konusu tatbikat, bir Amerikan uçak gemisini batırmasına ve ABD askerlerine karşı kimyasal silah kullanmasına misilleme olarak ABD’nin İran’a karşı nükleer yanıt vermesi üzerineydi. Arkin, savaş senaryosunu yazmaya yardımcı olan bir yüklenicinin sözlerini aktarıyor ve “nükleer silahların, konvansiyonel ordunun, füze savunmasının, siber ve uzay silahlarının, nükleer stratejistlerin ‘21. yüzyıl caydırıcılığı’ dediği biçimde en büyük bütünleşmesine olanak vermesi” nedeniyle bu ismin seçildiğini belirttiğini söylüyordu.

Arkin, Pentagon’un, bu savaş oyunlarından beri, “nükleer savaş olasılığını arttıran yeni bir nükleer silahı konuşlandırdığını” yazarak şunları ekledi: “W76-2 adlı yeni nükleer silah, tam olarak Obama yönetiminin son günlerinde oynanan İran senaryosu için tasarlanmış ‘düşük verimli’ bir füze başlığıdır.”

Denizaltılardan ateşlenen Trident II füzelerince taşınabilen bu silahlar, daha büyük savaş başlıklarından daha “kullanılabilir” oldukları için daha “inandırıcı bir caydırıcı” olarak görülüyor.

Arkin, şu uyarıda bulunuyor: “Mevcut nükleer savaş planları yazılırken, bu tür bir silahın kullanılması, daha geniş ve teorik olarak daha yıkıcı bir topyekun savaşın önüne geçmek için şok edici bir gök gürültüsü olarak, adeta Hiroşima gibi de gerekçelendirilebilir.”

Arkin’in yazısı, bir “Donald Trump” etmeni hakkında kaygılarını dile getiren, ismi açıklanmayan dört kıdemli subayın şu sözlerini aktarıyor: “bu başkan ve yeni silahlar, nükleer eşiği geçmeyi düşünmeyi benzersiz bir tehlike haline getiriyor.”

Gerçek şu ki, İran’a karşı “önleyici” bir nükleer saldırı doktrini, Trump yönetimine Demokrat Obama yönetiminden miras kalmıştır. ABD emperyalizminin –Süleymani suikastında ve İran’a karşı “önleyici” bir nükleer saldırı tehdidi üzerinden çok daha geniş ölçekte dışa vurulan– caniliği, içinde bulunduğu krizin boyutunu yansıtmaktadır. Bu, ABD’yi, küresel egemenliğindeki gerilemeyi yıkıcı bir askeri güce başvurarak dengelemeye yönlendiriyor.