AB’nin Akdeniz’deki “Irini” misyonu ve Libya çatışması

Martin Kreickenbaum
19 Mayıs 2020

Almanya, Avrupa Birliği’nin Akdeniz’deki “Irini” askeri misyonuna 300 dolayında askerle katılacak. Bundeswehr’in (silahlı kuvvetler) yetkileri, 7 Mayıs’ta Bundestag’da (parlamento) onaylandı.

Resmi olarak Irini, 2016’da Birleşmiş Milletler tarafından karar altına alınan Libya’ya yönelik silah ambargosunu denetleyip uygulamayı ve iç savaş eliyle harap edilen ülkeden petrol kaçırılmasını önlemeyi amaçlıyor. Gerçekte ise, AB ve Alman hükümeti, Libya kıyısı açıklarındaki ve Doğu Akdeniz’deki zengin petrol rezervlerinin kontrolü uğruna mücadelede rakiplerini –Türkiye ve Rusya–geriye püskürtmeyi ve yeni Afrika kapışmasının ön safında olmayı planlıyorlar.

Bundeswehr, çalıştırmak için 80 teknik servis elemanı gerektiren bir P3C-Orion deniz kuvvetleri devriye uçağı sağlıyor. Havada 13 saat kadar kalabilen bu uçak, uzun mesafeli keşif için tasarlandı. Buna ek olarak, Roma’daki operasyon merkezine onlarca asker konuşlandırılacak. Ağustos ayından itibaren, yaklaşık 200 mürettebatlı bir fırkateyn kullanıma sunulacak. Başlangıçta savunma bakanlığı bir savaş gemisi göndermeyi reddetmişti fakat Alman hükümeti, bölgedeki stratejik çıkarlarını ilerletebilmesi için Avrupa’nın askeri operasyonunda önde gelen bir rol oynaması gerektiğini bilmektedir.

Irini misyonuna, 27 AB üyesi devlet tarafından Şubat ayının ortasında karar verilmiş ve misyon Mart sonunda başlatılmıştı. Uçak, gemi ve keşif araçları konuşlandırılmasını içeren tezkere, sadece silah ambargosuyla ilgili ihlaller hakkında bilgi toplanmasını değil ama daha da önemlisi Libya’ya silah taşıdığından şüphelenilen gemilerin durdurulup aranmasını kapsıyor. Petrol kaçakçılığı da ayrıca denetleniyor.

Avrupa Birliği’ne sığınmacılara karşı politikasında uşaklık eden adı çıkmış Libya Sahil Güvenliği de Irini programı doğrultusunda geliştirilecek. Ancak deniz kazası geçiren sığınmacıların kurtarılması kesinlikle planlanmıyor. Bu yüzden deniz kuvvetlerine bağlı güçler sadece Libya açıklarının doğusunda, yani İtalya’ya giden ana sığınmacı rotalarının dışında faaliyet gösterecekler.

AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Mart ayının sonunda, Irini Operasyonu’nun “son derece önemli” olduğunu ve “kalıcı bir ateşkes sağlayarak yakın çevremizde barışı teşvik etmeye net bir katkı yapacağını” ilan etmişti. Bu, son derece gerçek dışıydı.

Irini misyonu fikri, Ocak ayının ortasında Berlin’de düzenlenen Libya Konferansı’nda ortaya atıldı. Alman hükümeti, Libya çatışmasında yer alan 16 devleti ve tarafı konferansa davet etmiş ve 55 maddelik bir anlaşma imzalanmıştı. Anlaşma, bir ateşkes yapılmasını, BM’nin silah ambargosuna uyulmasını, yabancı kuvvetlerin ve paralı askerlerin geri çekilmesini ve savaş halindeki milislerin terhis edilmesini kapsıyordu.

Dünya Sosyalist Web Sitesi, o zaman yaptığı uyarıda, bu konferansın savaştan harap olmuş ülkede “barış”ı sağlamakla değil, yağmanın paylaşımıyla ilgili olduğunu açıklamış ve bunun “ülkeye yönelik bir askeri işgalin yalnızca hazırlık aşaması” olduğunu belirtmişti. Libya Konferansı’nı, Afrika’nın sömürgeleştirilmesini ilerleten ve emperyalistler arası gerilimleri şiddetlendiren 1884 Berlin Kongo Konferansı ile karşılaştırmıştık. Bu uyarılar doğrulanmıştır.

Libya Konferansı’ndan ve AB’nin Irini misyonunu başlatma kararından bu yana Libya’da durum daha da tırmanmıştır. BM’ye göre ateşkes, Ocak’tan beri yaklaşık 900 kez ihlal edilmiş ve binlerce ton silah deniz, hava ya da kara yoluyla Libya’ya taşınmıştır.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas (SPD), parlamento oturumunda, Almanya’nın askeri misyona katılımını, durumun COVID-19 pandemisi sırasında tırmanmış olduğunu söyleyerek gerekçelendirdi: “Görünüşe göre dünyada bu krizi parçası oldukları çatışmada askeri avantaj elde etmek için kullanmak isteyenler olduğunu düşündüğünüzde, bu davranışı sapkın olarak adlandırarak yardımcı olamazsınız.”

Oysa Alman hükümetinin yaptığı tam olarak budur. “Artık bu silah ambargosunu daha iyi denetlemeye denk düşen araçlar yaratıyor olmanın” önemli olduğunu vurgulayan Maas, ardından operasyonu Almanya’nın “dünyada daha fazla sorumluluk” üstlenmesinin bir örneği olarak tanımladı.

Bu “sorumluluğun” insani güdülerle hiçbir ilişkisi yoktur. Bunun bir “barış” ya da “istikrar” misyonu olduğuna ilişkin resmi propagandanın arkasında güçlü siyasi çıkarlar yatmaktadır. Ateşkesin ve silah ambargosunun sürekli ihlal edilmesi, Berlin’e Libya çatışmasına daha fazla askeri kuvvetle müdahale etmek için uygun bahaneyi sağlamaya hizmet ediyor. Bu müdahalenin beklenmeyen sonuçları olabilir. AB misyonu, Libya’daki durumu daha da tırmandırmaya katkı yapmakla kalmamakta, aynı zamanda bunun Libya’daki rakip milislerin arkasındaki bölgesel ve büyük güçler arasında açık bir savaşa dönüşmesi tehlikesi yaratmaktadır.

Libya iç savaşı, ABD, Britanya ve Fransa önderliğindeki bir askeri ittifakın 2011’de ülkeyi bombalayıp Muammer Kaddafi’yi öldürmesinden bu yana şiddetle devam ediyor. Fayiz es-Serrac, 2016’dan beri Trablus’taki resmi geçici hükümete başkanlık ediyor. Es-Serrac, AB içinden, özellikle de İtalya ve Almanya tarafından uzun süredir destekleniyordu ve Kasım ayından beri de Türkiye’den ve Katar’dan ciddi askeri yardım alıyor. Es-Serrac’a yapılan silah sevkiyatı, çoğunlukla deniz yoluyla gerçekleştiriliyor.

Onun en büyük düşmanı olan Halife Hafter’in resmi merkezi Tobruk. Fransa’nın arka çıktığı Hafter, diğer devletlerin yanı sıra asıl olarak Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya tarafından destekleniyor. Ona yönelik silah sevkiyatı ise genel olarak karadan ve havadan yapılıyor.

Libya’da milisler ve savaş ağaları arasındaki iç savaş uzun süredir devam ediyordu ancak Rusya’nın ve Türkiye’nin kapsamlı müdahalelerde bulunması nedeniyle, Avrupalı güçler, özellikle de Almanya, bölgedeki stratejik çıkarlarını tehdit altında görüyor. Geçtiğimiz yıl Hafter, Kremlin’e bağlı Wagner grubunun desteğiyle, başlangıçta ciddi toprak kazanımları elde ederek Trablus kapılarına kadar ilerlemişti.

Hafter’in hücumu, Türkiye’nin, işgali altında bulunan kuzey Suriye’deki eski Özgür Suriye Ordusu’ndan birkaç bin paralı askeri es-Serrac’ı desteklemek üzere Libya’ya göndermesi ile durma noktasına geldi. Türk ordusu ayrıca, Libya kıyıları açıklarında bulunan insansız hava araçları ve savaş gemileri ile çatışmaya doğrudan müdahale etti. Öncesinde es-Serrac, Doğu Akdeniz’i iki ülke arasında bölen bir etki alanı anlaşmasını imzalamıştı. Türkiye, bu anlaşmaya dayanarak, Yunanistan ile Kıbrıs’ın da hak iddia ettiği geniş doğalgaz rezervleri üzerine hak iddia ediyor.

Avrupa Birliği’nin silah ambargosunu pratikte nasıl uygulamayı planladığı hâlâ belirsiz. 31 Mart 2021’e kadar geçerli olan Irini tezkeresi başlangıçta sadece deniz yoluyla silah ambargosu uyguladığı için, Avrupa silahlı kuvvetlerinin odak noktası özellikle NATO üyesi Türkiye’nin silah sevkiyatı olacak. AB’nin bu tür bir müdahalesi, Türkiye ile doğrudan askeri çatışmaya yol açabilir. Welt am Sonntag’un son sayısında, Güney Avrupalı bir diplomat şu uyarıda bulunuyor: “Eğer AB askerleri NATO üyesi Türkiye’ye ait kaçakçılık gemilerini durdurur, silahlar teslim edilmez ve çatışma çıkarsa ne olacağı hâlâ tamamen belirsiz.”

Fayiz es-Serrac, Irini misyonunun Hafter lehine olduğu gerekçesiyle BM Güvenlik Konseyi’ni protesto etti.

Hristiyan Demokrat Birlik’e (CDU) yakın Konrad Adenauer Vakfı, Nisan ayında yayımladığı bir görüş belgesinde, Irini’nin “havadan ve uydudan gözetleme faaliyeti kapsamında, silah ambargosunun karadan ve havadan ihlal edilmesini de kaydedip belgelemesini” talep etmişti.

Yazarlar, üye devletlerin “Libya çatışmasının taraflarıyla tek taraflı olarak çatışmaya devam etmesi” halinde, “yeni AB misyonunun salt sembolik bir operasyona dönüşme tehdidi altında olduğundan” korkuyorlardı. Belgenin yazarları, “AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in ve aynı zamanda Berlin sürecinin başlatıcısı olarak Almanya’nın artık harekete geçmesi isteniyor,” diye yazmışlardı.

Almanya ve Avrupa, halihazırda Libya’da ve Afrika’da daha da şiddetli bir şekilde müdahale etmeye hazırlanıyor. Bundestag oturumunda, Hristiyan Demokratların grup başkan vekili Johann David Wadephul, milletvekillerine şunları söylüyordu: “Bayanlar ve baylar, Orta Afrika’da, Sahel bölgesinde istediğimiz kadar çaba gösterebiliriz. Eğer Libya’da güvenliği sağlayamazsak, durumu kontrol altına alamayız.” Bakanlar Kurulu, anlamlı bir şekilde, geçtiğimiz hafta Almanya’nın Mali’deki askeri misyonunun süresini de uzatma kararı aldı.

Yazar ayrıca şunu öneriyor:

Berlin konferansı, Libya'nın askeri işgalinin yolunu yapıyor

[21 Ocak 2020]