ABD Suriye’deki askeri müdahalesini arttırıyor

Bill Van Auken
24 Eylül 2020

ABD, aynı bölgeye konuşlanmış olan Rus kuvvetleri ile artan sürtüşmeye cevaben ve Suriye’nin başlıca petrol sahalarını kontrol eden ABD destekli bir “özerk” bölge oluşturma yönünde belirgin bir hazırlık olarak kuzeydoğu Suriye’deki askeri varlığını arttırıyor.

Cuma günü, ABD’nin Ortadoğu genelindeki askeri operasyonlarını yöneten ABD Merkez Komutanlığı (Centcom), yarım düzine Bradley savaş aracı ile onları kullanacak yaklaşık 100 askerin ülkeye konuşlandırılacağını duyurdu. Pentagon ayrıca bölgedeki radar tesislerini güçlendiriyor ve bölgenin hava sahasını kontrol etmek için savaş uçaklarının ve saldırı helikopterlerinin devriyelerini artırıyor.

ABD ordusunun duyurusu Rusya’dan bahsetmiyor olsa da, yeni konuşlanmanın hedefi açıktır. Centcom sözcüsü Yüzbaşı Bill Urban, yaptığı açıklamada, bu adımların “Koalisyon güçlerinin emniyet ve güvenliğini sağlamak” için tasarlandığını söyleyerek şunları ekledi: Washington “Suriye’deki başka bir ülkeyle çatışma istemiyor ama gerekirse de Koalisyon güçlerini savunur.”

Konuşlanma, görünüşte, geçtiğimiz ayın sonunda meydana gelen bir olaya yanıttır. Suriye’nin kuzeydoğusunda Türkiye ile Irak sınırlarının kesişme noktası yakınlarında meydana gelen olayda, Amerikan ve Rus zırhlı araçlarının çarpışması sonucunda dört ABD askeri yaralanmıştı. Washington, Rus ordusunu “amatörce” davranmak ve “çatışmayı önleme protokollerini” ihlal etmekle suçlarken, Moskova da olaya, önceden duyurulmuş bir Rus devriyesini engellemeye kalkışan ABD güçlerinin neden olduğu suçlamasında bulunmuştu.

Pentagon’un Suriye’deki yasadışı ABD işgalinin tırmandırıldığına dair duyurusunu yaptığı gün, Trump, Beyaz Saray’daki basın toplantısı sırasında ABD’nin bu ülkedeki politikasına ilişkin yarı tutarlı açıklamasını yineleyerek şunları söyledi: “Petrolü almamız dışında Suriye’nin dışındayız. Petrolü aldım. Petrolü koruyan askerlerimiz var. Yoksa Suriye’nin dışındayız.”

ABD silahlı kuvvetleri, Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan ve ülkedeki petrol üretiminin merkezi olan Deyrizor ve Haseke illerinde yoğunlaşmış durumdalar. İşgalin resmi gerekçesi, 2014’te Irak ve Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı başlatılan müdahalenin sürdürülmesi olsa da, gerçekte ABD askerleri, Suriye hükümetini, yaklaşık on yıllık silahlı çatışmadan sonra ülkeyi yeniden inşa etmek için son derece ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarına erişimden yoksun bırakmak için oradalar.

Washington, Suriye’de, 2011’de CIA’in Devlet Başkanı Beşar Esad hükümetini devirmek amacıyla El Kaide bağlantılı milisleri silahlandırıp finanse etmesiyle başlattığı rejim değişikliği politikasını sürdürüyor. O zamandan beri savaş nedeniyle yüz binlerce Suriyeli hayatını kaybetti; milyonlarcası da yerinden yurdundan edildi. ABD, Şam’a karşı bir savaş durumuna eşdeğer bir yaptırım rejimi uygulayarak Suriye halkını yoksulluğa mahkûm ediyor ve COVID-19 pandemisiyle mücadeleyi engelliyor.

Trump yönetimi, Cenevre Sözleşmelerini açıkça ihlal ederek, Pentagon’un Kürt vekil güçleri ile imzalanan ve Centcom’un nezaret ettiği bir anlaşma aracılığıyla, petrol sahalarının kullanımını apar topar kurulmuş ABD’li bir petrol şirketine verdi. Delta Crescent Energy adlı şirketin ana ortakları, Cumhuriyetçi sağcı bir eski büyükelçi ile eski bir Delta Gücü subayı olan bir Fox News yorumcusudur.

Washington’ın Suriye özel temsilcisi James Jeffrey, ABD’nin petrol üretilen bölgedeki kontrolünü sömürge tipi bir oluşum kanalıyla resmileştirmek amacıyla, iki rakip Suriyeli Kürt örgütü arasındaki birlik görüşmelerine nezaret etmek için 20 Eylül’de Haseke’deki bir ABD üssüne gitti. Söz konusu görüşmeler, Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) ile PYD önderliğindeki Kürt Ulusal Birliği Partileri (PYNK) arasında yapılıyor. PYD, Pentagon’un vekil askeri gücü Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ana bileşeni olan YPG’nin siyasi kolunu oluşturuyor.

Görüşmelerin amacı, Suriye’nin petrol üretilen bölgesinde kalıcı bir ABD işgaline siyasi paravan işlevi görecek bir Kürt “özerk yönetimi” oluşturulmasıdır. Bu girişim, Fransa’daki Macron yönetimi tarafından da destekleniyor.

Söz konusu adım, hem Esad hükümetini destekleyen Rusya hem de özerk bir Kürt oluşumunun kurulmasını önlemek için Suriye’ye defalarca müdahale eden Türkiye ile gerilimleri arttırmış durumda. Türkiye, ABD’nin YPG’li vekillerini ayrılıkçı Kürt hareketi PKK’nin bir kolu olarak görüyor. PKK, hem Ankara’nın hem de Washington’ın terör örgütleri listesinde yer alıyor.

Trump, geçtiğimiz yılın Ekim ayında Türkiye’nin askeri müdahalesine yeşil ışık yakmış ve müdahale sonucunda Kürt güçleri Suriye-Türkiye sınırından geriye itilmişti. Trump, o zaman, demagojik bir şekilde, Suriye’deki tüm ABD askerlerini “eve” getireceğini iddia etmiş; ancak ABD ordusu ve istihbarat aygıtından gelen eleştiri yağmurundan sonra, askerlerin “petrolü almak” için kalacağını ilan etmişti.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib ilindeki işgali ve oradaki hükümet karşıtı İslamcı milisleri desteklemesi nedeniyle Rusya ile Türkiye arasındaki gerilimler de artıyor. Haberlere göre, Rus jetleri, Pazar günü İdlib’e çok sayıda hava saldırısı düzenleyerek Heyet Tahrir El-Şam (HTŞ) örgütünü kamplarını hedef aldı. Örgütün baskın hizbi, El Kaide’nin eski Suriye koludur.

Ankara ile Moskova arasındaki görüşmeler, Rusya’nın Türkiye’den İdlib’deki askeri varlığını azaltması ve stratejik M4 otoyolunun kontrolünü Suriye hükümetine bırakması talebi üzerine kısa süre önce tıkandı. Bu talebe karşın, İdlib’de yaklaşık 10 bin askerinin olduğu tahmin edilen Türkiye, bölgeye daha fazla zırhlı araç sevk etmiş durumda.

Her biri Suriye’nin kuzeyinde birbirlerine oldukça yakın bir mesafe içinde azımsanmayacak bir askeri güç bulunduran ABD, Rusya ve Türkiye’nin çatışan çıkarları ve hedefleri, herhangi bir yanlış anlamanın veya provokasyonun ateşleyebileceği bir barut fıçısıdır.

ABD’nin Suriye’deki askeri saldırganlığına, Şam’ın en yakın müttefiki olan İran’a yönelik amansız ABD kampanyası eşlik ediyor. Bu kampanya en son, 2015’te Tahran ile dünyadaki büyük güçler arasında yapılan nükleer anlaşmayla askıya alınan Birleşmiş Milletler yaptırımlarının “geri getirilmesi” talebi biçimini aldı. Washington’ın Avrupa’daki sözde müttefikleri Britanya, Fransa ve Almanya da dahil olmak üzere anlaşmanın bütün diğer imzacıları, 2018’de anlaşmayı tek taraflı fesheden ABD’nin yaptırımlara başvurma hakkı olmadığını vurgulayarak bu saldırıyı reddetti. Yine de, Washington, İran’a karşı bir dizi yeni yaptırım ilan etti ve İran’la ticaret yapan ülkelere karşı ikincil yaptırımlar getirme tehdidinde bulundu.

ABD militarizminin Suriye’de, İran’a karşı veya Doğu Avrupa’da ya da Güney Çin Denizi’nde patlaması tehlikesi, küresel koronavirüs pandemisi ve Amerikan kapitalizmini saran toplumsal, ekonomik ve siyasi kriz eliyle daha da yoğunlaştırılmıştır.

Trump yönetiminin, başkanlık seçimi öncesinde seçmenleri şok etmek—veya sıkıyönetime bahane yaratmak—için tasarlanmış bir “Ekim Sürprizi” ile yeni bir savaşa girişmesi, ciddi ve güncel bir tehlikedir. Beyaz Saray, böyle bir adımı atması halinde, Demokratik Parti’nin suç ortaklığına ve desteğine güvenebilir. Demokratik Parti, Trump yönetimini, Rusya ve Çin karşısında, özellikle de Suriye’deki son zırhlı araç çarpışması konusunda çok yumuşak davrandığını söyleyerek sürekli sağdan eleştiriyor.

Küresel bir nükleer çatışmayı tetikleme potansiyeline sahip yeni bir savaş tehlikesine, Trump ile Biden arasındaki seçim yarışı çerçevesi içinde yanıt verilemez. Gerekli olan, sınıf mücadelesine dayanan ve devrimci sosyalist-enternasyonalist bir programın yol gösterdiği uluslararası bir işçi sınıfı stratejisidir.