Livio Maitan (1923-2004): Eleştirel bir değerlendirme

Üçüncü Bölüm: Komünist Yeniden Kuruluş Partisi’nde bir “Troçkist”

Peter Schwarz
22 Ekim 2020

Bu, Eylül 2004’te 81 yaşında Roma’da ölen Livio Maitan’ın siyasi kariyeri üzerine üç bölümlük bir yazı dizisinin üçüncü bölümüdür. Maitan, Ernest Mandel ile beraber, uluslararası revizyonist bir eğilim olan Dördüncü Enternasyonal Birleşik Sekreterlik’in en bilinen temsilcilerinden biriydi.

| Birinci Bölüm | İkinci Bölüm | Üçüncü Bölüm |

Bu makale, Partito della Rifondazione Comunista’nın (Komünist Yeniden Kuruluş Partisi, PRC) tarihini detaylı bir biçimde özetlemeyi hedeflemiyor. Bunun yerine kendimi partinin yürütme komitesinde 10 yıl boyunca yer alan, yürütme komitesi başkanı Fausto Bertinotti’nin yakın sırdaşı ve danışmanı olan, örgütün karakteri ve rolü ile ilgili grotesk hayaller yayan Maitan’ın oynadığı rolle sınırlayacağım.

Maitan’ın Birleşik Sekreterlik’in yayın organlarında basılan ve Rifondazione’ye övgüler düzen yazılarına bakıldığında, daha önce onun İtalyan Stalinizmini, Mao Zedung’u, Fidel Castro’yu ve Che Guevara’yı methetmek için kullanmış olduğu karakteristik Pablocu klişelerin hepsini bulmak mümkündür. Bu yazılarda parti programını ve onun İtalyan siyasi yaşamındaki rolünü ele alan ciddi bir tahlil aramak boşuna olacaktır. Bunun yerine Maitan, “çelişkiler”, “nesnel dinamikler” ve “güç ilişkileri” konusunda atıp tutar.

Bu yıl [2004’te] Maitan’ın eğiliminin bir üyesi olan Flavia D’Agneli tarafından kaleme alınan ve Rifondazione saflarında yürütülmekte olan çalışmanın bilançosunu çıkartmaya yönelik yazı, tipik bir örnek oluşturuyor: “PRC’nin tarihi boyunca Bandiera Rossa çevresindeki siyasi hareket, sınıf inisiyatifini ve toplumsal aşılamayı teşvik etmek amacıyla, militanlarının partinin faaliyetlerine gerçekten katılmasını sağlayacak koşulları yaratmaya çalıştı. Rifondazione bize, çatışmaları, kopmaları, deneyleri, açılımları ve yeniden gruplaşmaları içeren karmaşık bir süreç yoluyla, yeni bir devrimci siyasi öznenin yeniden harmanlanmasına doğru taşıyabileceğimiz, benzersiz fırsat ve araç olarak göründü.

“Bizler, tamamlanmış bir anti-kapitalist güce giden doğrusal bir eğilim değil, fakat çelişkili bir süreç tahayyül ettik. Bu şekilde, bütün bu dönem boyunca, parti içinde geniş ve çoğulcu bir sol inşa etmeye çalıştık; bu belirli anlarda bir ölçüde başarılı oldu ancak henüz bu inisiyatifleri bütünleştiremedi ve türdeş bir stratejik yöneliş sunamadı…

“Bizler, çoğunluğu oluşturan yoldaşlarla birlikte bir çalışma işbirliği içinde, bunun devrimci bir partinin inşası için en elverişli senaryo olduğunun bilinciyle ancak aynı zamanda ilerleme sağlamanın hiçbir şekilde güvence altında olmadığını ve çelişkilerin var olmaya devam ettiğinin de bilincinde olarak, yatırımımızı bütün gücümüzle partiyi yöneten gruba yaptık.” [16]

“Karmaşık ve çelişik süreçler”le ilgili bütün bu gevezeliklerin ardında şu yalın gerçek gizlenmektedir: Maitan’ın grubu 13 yıllık bir süre boyunca burjuva düzene sol bir sigorta hizmeti gören bir siyasi partiyi, her ciddi krizde burjuva toplumunu savunmuş olan bir partiyi ve büyük bir olasılıkla –Silvio Berlusconi’nin sağcı koalisyonunun bir seçim yenilgisine uğraması durumunda– bir sonraki İtalyan hükümetinde doğrudan yer alacak bir partiyi destekledi. Rifondazione’nin oynadığı rolün ciddi bir biçimde incelenmesi durumunda, bu partinin “devrimci bir partinin inşası” için bir “araç” ya da “anti-kapitalist bir güç” olmadığı ama bunun yerine işçi sınıfının bağımsız bir sosyalist yöneliş geliştirmesinin önünde bir engel olduğu görülür.

Rifondazione’nin kuruluşu 1991 yılına uzanmaktadır. Bu tarihte Komünist Partisi (Partito Comunista Italiano, PCI), geleneksel isminden, parti sembolünden ve biçimsel olarak komünist geçmişini hatırlatan her şeyden kurtulma ve sosyal demokrasiye olan bağlılığını ilan etme kararı aldı. İki olay bu değişimi hızlandırmıştı. Bunlardan ilki Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasıydı: bu, PCI ile Moskova arasındaki geleneksel ilişkilere nihayet bir son verdi. İkincisi ise İtalya’nın geleneksel iktidar partilerinin, Hristiyan Demokratların ve Sosyalistlerin, devasa bir rüşvet skandalıyla çökmeleriydi. PCI, komünizmle olan sembolik çağrışımlardan kurtularak ve Solun Demokratik Partisi (PDS) adını alarak, kendisini derinden sarsılmış olan burjuva düzenini kurtarmak üzere hükümette sorumluluk almaya hazırlıyordu.

PCI içinde, bu kayışın çok fazla sağa gittiğini gören bir kanat vardı. Bu kanat böyle bir kayışın ardından, solda tehlikeli bir boşluk doğacağından korkuyordu. Bu şekilde Rifondazione Comunista –“komünist yeniden kuruluş”– ortaya çıktı. Bu yeni oluşum, Berlinguer’in “avro-komünizmi”ne karşı mücadele sırasında sadık Moskova yandaşları olarak ün yapmış olan, Armando Cossuta önderliğindeki katı Stalinist çizgiyi izleyenleri de kapsıyordu. Bununla birlikte, bu yeni örgüt, kendisini, kimileri 1970’lerde PCI’ya karşı enerjik bir ajitasyon çalışması yürütmüş olan çok sayıda radikal gruba da açtı.

Başlangıçta, PDS’nin beklentileri gerçekleşmedi. 1994 yılında yapılan seçimlerden zaferle çıkan PDS değil, Berlusconi’nin Forza Italia’sı oldu. Berlusconi, savaş sonrası İtalyan tarihinde neo-faşistleri ilk kez hükümet ortağı olarak koalisyonuna alarak çoğunluğu sağlayabildi. Bununla birlikte, Berlusconi’nin sağcı hükümeti iktidarda sadece birkaç ay kalabildi; hükümet, ekonomi ve sosyal harcamalar alanındaki politikaları aleyhine yapılan kitlesel gösterilerin ardından çöktü.

Bu, Rifondazione’nin devlet adamlığını ilk kez sergilediği aşama oldu. Rifondazione, bir yılı aşkın bir süre boyunca, Berlusconi’nin hükümetinde bakan olan eski merkez bankası başkanı Lamberto Dini’nin başında yer aldığı geçici hükümetin parlamentoda çoğunluğu sağlamasına yardımcı oldu. Bunu izleyen iki yıl boyunca, hükümette doğrudan yer almadan, Romano Prodi’nin merkez sol hükümetini destekledi. Bu şekilde Rifondazione,sosyal yardım ve sosyal harcamalarda sert kesintilerin yapılmasını, bütçenin sağlamlaştırılmasını ve İtalya’nın ortak Avrupa para birimi avroya katılmaya hak kazanmasını güvence altına almış oldu.

Rifondazione,1998 yılında Prodi’ye verdiği desteği geri çekti ve sonunda paradoksal bir biçimde, PCI’nın ardıllarının ilk kez hükümet kurmaları ile sonuçlanacak olan bir hükümet krizinin doğmasına yol açtı. PDS’nin önderi Massimo d’Alema, merkez sol koalisyonu sağa açarak çoğunluğu sağladı. Rifondazione artık hükümette yer almıyordu ve daha muhalif bir tutum takınabilirdi. Sonuç olarak, Armando Cossuta’nın çevresindeki kıdemli Stalinistler partiden ayrıldılar ve hükümeti desteklemeye devam eden kendi oluşumlarını kurdular: Comunisti Italiani.

Maitan ve taraftarlarının Rifondazione tarafından yapılan manevrayı kendi siyasi çizgilerini haklı çıkaran bir sola kayış olarak görüp, kutladıklarını söylemeye gerek yok. Maitan şöyle diyordu: “Fausto Bertinotti, partinin kendisini bir çıkmaza soktuğunu, su almakta olduğunu, gerçeği söylemek gerekirse, tersine çevrilemez bir erozyon yaşadığını kavradığı için övülmeyi hak ediyor.” Maitan, Bertinotti’nin “Stalinizme karşı bir kampanya açmaya ve aynı zamanda güncel tahliller temelinde, küreselleşme çağında kapitalizmin temel özelliklerinin ve dinamiğinin stratejik bir yansımasının oluşmasını teşvik etmeye karar verdiğini” [17] iddia etti.

Gerçekte ise 1998’deki taktik yön değişikliğinin köklü bir yeni yönelişle hiçbir ortak yanı yoktu. Bertinotti’nin çevresindeki çoğunluk, basit bir şekilde, hükümetin bu derece rağbet görmeyen politikalarını kölece desteklemeye devam etmeleri durumunda onunla birlikte bir bütün olarak batacaklarını anlamışlardı. Bu, Rifondazione’yi en önemli işlevinden mahrum ederdi: hükümet politikalarına yönelik artan muhalefeti zararsız kanallara yönlendirmek.

Daha sonraki yıllarda, Rifondazione,küreselleşmeye karşı protesto hareketine gittikçe daha fazla yöneldi ve bu hareket içinde etki sahibi olmaya çalıştı. Maitan’ın eğilimi, küreselleşme karşıtı hareketin temsilcileri açıkça sosyalist bir perspektifi reddediyor olmasına karşın, bu dönüşü hararetle desteklediler. Parti aynı zamanda hükümette yer alma yönelişini sürdürdü. Bu, 2003 yılının Haziran ayında açık hale geldi. Rifondazione tarafından gündeme getirilen, iş güvencesi yasalarının küçük fabrikalarda da uygulanmasına dair referandumun başarısızlıkla sonuçlanmasının hemen ardından Bertinotti, basına partisinin gelecek seçimler için merkez sol partilerle programatik bir anlaşmaya varmak istediğini ve partinin gelecekteki bir merkez sol hükümette bakanlık görevleri üstlenmeye hazır olduğunu söyledi.

1994’den bu yana Rifondazione’nin başında olan Fausto Bertinotti, bu partinin oportünist doğasını cisimleştirmektedir. 1940 doğumlu olan Bertinotti, uzun yıllar boyunca PCI üyesiydi ancak önderlik çevresi içinde yer almadı. Kuzey İtalya’nın sanayi kuşağında bir sendika görevlisi olarak öne çıktı ve solcu bir sendikacı olarak ün kazandı. Bertinotti, izlediği politikalar bütünüyle oportünist nitelikte olmasına karşın sol gibi görünen, hatta Marksist tınıya sahip formülasyonlar üretmek konusunda ustaydı. Her pratik adım, acil sonuçlarına göre değerlendiriliyordu. Onun siyasi çizgisinin detaylarında, uzun dönemli ya da ilkeli düşüncelere yer yoktur. Sosyalizme olan sahte bağlılığı sadece taraftarlarının ruh haline uymayı hedefler.

Maitan, Bertinotti’yi en olumlu şekilde resmedebilmek için hatırı sayılır bir enerji harcamıştı. Maitan, ölümünden sadece birkaç saat önce kapsamlı siyasi tartışmalar yaptığı Rifondazione’nin önderi ile yakın bir ilişki kurmuştu. Bertinotti’yi övmek için yazdığı methiyeler bir ölçüde feodal bir mahkemede yapılan pohpohlamaları andırıyordu. Dört yıl önce Maitan, Bertinotti’nin yeni yayımlanan kitabı “Ölmeyen Düşünceler”i (“Ideas which do not die”) ele alan bir kitap eleştirisi yazdı. Kitaba övgüler düzerken şöyle yazıyordu: “Biz kendi hesabımıza Bertinotti’nin yargısını paylaşıyoruz: şu anda can alıcı çelişki tam da şurada yatmaktadır; kapitalizmi alaşağı etme perspektifini gündeme getirmek her zamankinden daha gerekliyken, güç ilişkilerinin durumu ve anti-kapitalist bilincin geri çekilişi bu anlamda temel bir engel oluşturmaktadır.” [18]

Rifondazione’nin önderinin “kapitalizmi alaşağı etme perspektifini gündeme getirmek” istediğini öne sürmek, Bertinotti’nin siyasi sicili göz önüne alındığında açıkça saçmadır. Gerçekte, bizzat Bertinotti’nin partisi, anti-kapitalist bir perspektifin gelişiminin önünde belirleyici bir engel olarak durmaktadır.

Bertinotti, Maitan’ın kendisine verdiği desteğin karşılığını ona aynı şekilde övgüler düzerek ve Maitan’ın 2002 yılında yayımlanan biyografisine önsöz yazarak ödedi.

Maitan aynı zamanda Bertinotti’nin etrafında toplanmış olan parti çoğunluğunu, partinin sol kanadı tarafından yapılan eleştirilere karşı da savundu. Progetto Comunista akımı, partinin merkez sol ittifaka açılmasını reddediyor ve partinin küreselleşme karşıtı harekete sendikalist bir bakış açısıyla uyarlanmasını eleştiriyor. Progetto Comunista’nın önderi Marco Ferrando, küreselleşme karşıtı hareketin “bir mite dönüştürülmemesi” gerektiğini söyledi. Buna karşılık olarak Maitan, Ferrando’yu “küreselleşme karşıtı harekete yönelik sekter bir görüş” öne sürmekle suçladı ve Ferrando’nun “PRC’nin tarihsel dönüşüm süreciyle ilgili olarak kendisini marjinalleştirmeye” karar verdiğini söyledi. [19]

Maitan’ın sahip olduğu kimi tekil farklılıklara ve ara sıra dile getirdiği –her zaman çok sayıda özrün eşlik ettiği– eleştirilere bakmaksızın, onun Banderia-Rossa eğilimi, Rifondazione ve Bertinotti için önemli bir siyasi payanda oldu. Banderia-Rossa,partiye ve yönetimine soldan yapılan eleştiriler karşısında siper oldu ve işçi sınıfının bağımsız bir sosyalist yöneliş geliştirmesini engelledi. Ne Maitan ne de taraftarları işçi sınıfını bu örgütün oportünist ve ilkesiz doğasına karşı uyardı. Hiçbir noktada işçi sınıfını Rifondazione’den bağımsız bir sosyalist yol izlemeye hazırlamadılar. Daha iki yıl önce Maitan, International Viewpoint’te, partinin “İtalyan işçi hareketi içindeki özel, gerçekten eşsiz karakterini” göklere çıkararak şunları ekliyordu: “Bugün onun bir eşini sadece Avrupa solunun partileri arasında değil, fakat aynı zamanda Avrupa’da ve diğer kıtalarda kendisini işçi sınıfıyla ve sosyalizmle özdeşleştiren partiler arasında da bulmak güçtür.” [20]

Bu sadece göz boyama. Gerçekte Rifondazione’yi, bir ayağı parlamento dışı protesto ve grev hareketinde yer alırken diğer ayağı sıkı bir biçimde resmi burjuva siyasi yaşama demirlenmiş olan diğer oportünist partilerden ayırt eden hiçbir şey yoktur. Almanya’daki post-Stalinist Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS), Pablocu Ligue Communiste Révolutionnaire (Devrimci Komünist Birlik, LCR)ya da Fransa’daki Komünist Partisi, İngiltere’deki Sosyalist İttifak ve daha birçok grup, şu ya da bu şekilde benzer bir rol oynuyor. Derin toplumsal kriz dönemlerinde bunların hepsi burjuva düzeninin sol koltuk değnekleri olarak işlev görmektedir. Bu örgütlerin hepsinin Rifondazione ile ilişkide olması bir rastlantı değildir.

Maitan’ın uluslararası alanda son kez görünmesi

Birleşik Sekreterlik’in bir üyesi ve Fransa’daki LCR’nin önderi olan Alain Krivine, Maitan’ın uluslararası düzeyde burjuva ve küçük burjuva güçlere “açılma” politikasının öncülüğünü yaptığını doğruladı.

Krivine, Maitan için kaleme aldığı anma yazısında şunları yazıyor: “Livio’nun ölümüyle bir bölüm kapandı ancak yine onun sayesinde yeni bir bölüm başladı –‘açılma’ bölümü … 90’lardan itibaren Livio ve Enternasyonal’in diğer önderleri, devrimci işçi hareketinin ayrışma ve yeniden örgütlenme olgusunu anladılar. Onlar bunun sadece Dördüncü Enternasyonal aracılığıyla olamayacağını, sosyal demokrat ve Stalinist ihanetten eşit ölçüde kopan bir programın ve anti-kapitalist gücün yeniden kuruluşuna katkı yapmanın gerekli olduğunu biliyorlardı. Bu perspektif daha şimdiden, geleneklerine ve kökenlerine bakmaksızın anti-kapitalist güçlerin yeniden örgütlenmesine yardımcı olmak üzere ortaya çıkmaya başladı.” [21]

Bu, resmi tamamlıyor. Maitan, Birleşik Sekreterlik’in 1953’te seçtiği siyasi yönelişi mantıki sonuçlarına taşıdı. O tarihte Pablo, Dördüncü Enternasyonal’in bağımsız şubeler inşa etmesini, “gerçek kitle hareketiyle”, yani Stalinist partilerle, küçük burjuva milliyetçi oluşumlarla ve savaş sonrası dönemde belirli bir etki gücüne ulaşan diğer kimi örgütlerle bütünleşmesi gerektiğini söyleyerek reddetmişti. Bu örgütlerle ilgili beklentilerin bir teki bile gerçekleşmez ve Sovyetler Birliği çökerken, Birleşik Sekreterlik diğer güçlerle “geleneklerine ve kökenlerine bakmaksızın” bağlar kurmaya çalışıyor.

Bu, pratikte, resmi burjuva siyasetiyle tam olarak bütünleşmek anlamına gelmektedir. Maitan’ın sözünü ettiği “anti-kapitalist” güçler arasında sadece İtalya’daki Rifondazione değil ama aynı zamanda son iki yıldır 175 milyon nüfuslu bir ülkeyi yönetmekte olan Brezilya İşçi Partisi (PT) de var. Birleşik Sekreterlik’in Brezilya şubesinin üyesi olan Miguel Rossetto, bu ülkenin Tarımsal Reform Bakanlığının başında yer alıyor. Maitan, katıldığı son Birleşik Sekreterlik kongresi olan 15. Dünya Kongresi’nde bu tür bir işbirliğini açıkça onaylayan sözler söyledi.

Yaptığı açılış konuşmasında şunları ifade ediyordu: “İlkesel olarak, bizler hiçbir zaman işçi hareketinin hastalığı olan parlamenter aptallıktan mustarip olmadık… Bu şekilde artan etkimizin bir yansıması olarak, son on yılda, Brezilya’dan Filipinler’e, Danimarka’dan Portekiz’e ve Avrupa Parlamentosu’na kadar, bir dizi ülkede parlamenter temsilcilerimizin olduğu gerçeğini vurgulamaktan korkmuyoruz. Bugün Brezilya’da Miguel Rossetto gibi nitelikleri ve taşıdığı militan ruh herkesçe biline bir yoldaş, Lula’nın seçilmesiyle ifadesini bulan eşi görülmemiş kitlesel destekle ortaya çıkan hükümetin bir üyesi. Miguel, sistemden çok daha genel bir kopuş dinamiğini yaratma gücüne sahip olan radikal bir tarım reformunu başarı ile tamamlamak üzere çok önemli bir sorumluluk üstlendi. Bizler onun PT’nin en gelişkin kesimleri ve MST [Topraksız Tarım İşçileri Hareketi] tarafından desteklenen mücadelesini izleyeceğiz ve destekleyeceğiz. Ona bu kongreden, bu işin zorluğunun verdiği acıyı bastıracak en sıcak dayanışmamızı ifade ediyoruz.” [22]

Maitan’ın “sistemden kopuş dinamiği” ile ilgili kehanetinin kısa bir süre içerisinde fanteziden başka bir şey olmadığı ortaya çıktı. Rossetto, bir önceki sağcı hükümetin neo-liberal politikalarını kesintisiz bir biçimde sürdürmeye devam eden bir hükümette resmi sorumluluk üstlendi. Bu, Brezilya burjuvazisinin güvenini kazanan ve Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) en büyük övgüleri alan bir hükümettir. Sözde bile “anti-kapitalist” değildir. Devlet Başkanı Inácio “Lula” da Silva’nın militan bir sendikacı olarak edinmiş olduğ saygınlık, aksi halde ayaklanma tehdidinde bulunan bir işçi sınıfını yatıştırmak için kullanılıyor. Pablocular bu açıdan çok önemli bir rol oynuyorlar.

Eğer Maitan’ın yaşamından çıkarılacak bir ders varsa, o da işçi sınıfını burjuva partilerinden ve bürokratik aygıtlardan bağımsız olarak Dördüncü Enternasyonal’in bayrağı altında örgütleyen uluslararası sosyalist bir partinin sabırla inşasının yerini alacak hiçbir şeyin olmadığıdır. Böyle bir parti, küresel kapitalizmin geniş halk kesimlerinin haklarına ve kazanımlarına yapılan sürekli saldırılarda ifadesini bulan derin bir kriz yaşadığı ve hâlihazırda Irak’taki gibi emperyalist savaşların olduğu koşullarda güçlü bir çekim kaynağı haline gelecektir.

6 Kasım 2004

Bitti

Dipnotlar:

[16] Flavia D’Angeli, “New turn for PRC,” International Viewpoint 359, Mayıs/Haziran 2004

[17] Livio Maitan, “Refounding Rifondazione,” International Viewpoint 340, Mayıs 2002

[18] Livio Maitan, “On Fausto Bertinotti’s book,” International Viewpoint 326, Aralık 2000

[19] Livio Maitan, “Refounding Rifondazione,” International Viewpoint 340, Mayıs 2002

[20] Livio Maitan, “Refounding Rifondazione,” International Viewpoint 340, Mayıs 2002

[21] Alain Krivine, “Ciao compagno!” Rouge,30 Eylül 2004

[22] Livio Maitan, “Opening Speech of the Congress,” International Viewpoint 349, Mayıs 2003