ABD başkanlık seçimleri üzerine ilk gözlemler

4 Kasım 2020

ABD başkanlık seçiminin sonucu, Çarşamba sabahı itibarıyla belirsizliğini koruyor. Bununla birlikte, seçimdeki başa baş durum, Demokratik Parti’ye yönelik, onun Trump yönetiminin faşizan politikalarına ilerici bir alternatif sunmaktan aciz olduğuna ilişkin yıkıcı bir suçlama niteliğindedir.

Bu yazı yazılırken, hem Demokratların adayı Joe Biden hem de Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump açısından, Seçiciler Kurulu’nda az farkla bir zafer mümkün durumda. Koronavirüs tehdidi nedeniyle seçimde baskın özellik haline gelen posta yoluyla kullanılan oyların sayılmasındaki gecikmeler sebebiyle, Wisconsin, Michigan ve Pennsylvania’daki sonuçlar hafta sonuna kadar belirsiz kalabilir.

Trump, 2016’da kazandığı eyaletler olan Florida, Georgia, Teksas ve Ohio’da kazandı ve Kuzey Carolina’da az farkla önde. Ancak 2016’da kazanmaya yaklaştığı New Hampshire ve Minnesota’da başarılı olamadı ve Nevada’da da geride kalacak gibi görünüyor.

Eğer Trump Seçiciler Kurulu’nda zafer elde ederse, önceki seçim zaferinden daha az bir oranla yeniden seçilen ikinci ABD başkanı olacak. İlki ise Barack Obama’ydı.

Biden zafer kazansa bile, bu ezici bir seçim zaferi olmayacak. Hâlbuki küresel koronavirüs pandemisinde 235 bin Amerikalının ölümünden, Büyük Bunalım’dan beri en kötü ekonomik krizden, faşist güçleri seferber etme ve Washington’da otoriter bir rejim kurma çabalarından sorumlu bir başkana karşı yarışırken öyle olması bekleniyordu.

Trump, Çarşamba sabahı erken saatlerde, ilk sonuçlara dayanarak zaferini ilan etti ve tüm oyların sayılmasına itiraz etme planlarını açıkça ortaya koydu. Trump, Beyaz Saray’da yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Anladığımız kadarıyla çoktan kazanmış durumdayız. ABD Yüksek Mahkemesi’ne gideceğiz. Tüm oy sayımının durdurulmasını istiyoruz.”

Trump, seçim öncesinde yaptığı açıklamalarda, ısrarla seçim sonuçlarının seçim günü karara bağlanmak zorunda olduğunu ifade etmişti. Ancak bunun yasalarda veya anayasada hiçbir temeli bulunmuyor. Zafer ilan edebilecek bir konumda olmayan Trump, siyasi komplolarına devam ediyor.

Demokratlar, Trump’ın komplolarına ve seçimden önce faşizan şiddeti kışkırtmasına yönelik halk muhalefetini bastırmak için ellerinden geleni yaptılar. Michigan’daki Gretchen Whitmer ve Virginia’daki Ralph Northam gibi Demokrat valileri hedef aldığında bile, Trump’ın şiddet tehditlerini kasten önemsiz gibi gösterdiler.

Demokratik Parti, 2016’da Trump’a oy veren kır ve küçük kasaba işçilerinin önemli bir bölümünün desteğini kazanamadı. Demokratlar, pandeminin tetiklediği toplumsal krizin üzerine gidecek bir ekonomik programı asla ileri sürmezken, ırk ve toplumsal cinsiyet temelinde hali vakti yerinde üst orta sınıfa seslendiler ve kimlik politikasına dayanan bir kampanya yürüttüler.

1932’de, Franklin D. Roosevelt önderliğindeki Demokratlar, tarihteki en büyük ekonomik krizin ortasında Amerikalı emekçiler için bir “Yeni Düzen” vadederek ezici bir zafer kazanabilmişlerdi.

Ne var ki, Demokratlar, işçilerin sınıfsal çıkarlarına seslenmeyi veya herhangi bir sosyal reform programı ileri sürmeyi uzun süre önce bıraktılar. Bunun yerine, mali piyasaların performansına bağlı bir üst orta sınıf tabanını kazanmaya çalışmak için ırk ve toplumsal cinsiyet temelinde ayrıcalıkların paylaşılması çağrısı yapıyorlar.

Demokratların, görevdeki ilk dönemi boyunca Trump’a yönelik muhalefeti, dış politika odaklıydı. Bir yandan ordu-istihbarat aygıtı içinde kendilerini destekleyenleri harekete geçirmeye çalışırken, Rusya’ya karşı daha saldırgan bir politika talep ettiler. Trump’ın sağcı politikalarına yönelik daha geniş toplumsal muhalefeti bilinçli olarak başka yöne çevirmeye ve bastırmaya çalıştılar.

Bugün, 2020’de, Clinton için 2016’da olduğu gibi, Demokratik Parti, taşranın geniş bir bölümündeki işçi sınıfının karşı karşıya olduğu toplumsal krize yönelik herhangi bir program sunmaktan aciz olduklarını kanıtlamıştır. Bu, özellikle sanayisizleştirmeden ağır bir darbe alan Appalachia ve Ortabatı kasabaları gibi ekonomik olarak yıkıma uğrayan bölgeler için geçerlidir.

Örneğin Ohio’da Trump, Youngstown ve Warren şehirleri de dahil olmak üzere hem Trumbull hem de Mahoning ilçelerini [county] kazanmayı başardı. Buralar, önce 1970’lerde fabrikaları kapatmaya başlayan çelik sektörü ve daha yakın zamanda da General Motors (GM) tarafından harabeye çevrildi. GM, geçtiğimiz yıl Birleşik Otomotiv İşçileri (UAW) sendikasının işbirliğiyle devasa Lordstown fabrikasını kapattı.

Michigan’da Trump, bu yazı yazılırken, Flint şehrinin korkunç bir kurşun zehirlenmesi krizine maruz kaldığı Genesee County’nin yanı sıra Saginaw County’de ve Bay County’de önde gidiyordu. Bu üç ilçe de bir zamanlar –artık kapatılmış olan– GM fabrikaları üzerinde yükselmişti. Trump, Detroit banliyölerindeki otomotiv üretiminin merkezi olan Macomb County’yi de aldı.

Kongre seçimlerinin sonuçları, başkanlık oylamasında olduğu kadar belirsizdir. Demokratların, Senato’da çoğunluğu sağlamak için gereken dörtte üç koltuk oranını yakalayıp yakalayamayacağı net değil.

Demokratlar, Senato’da Cumhuriyetçilerin elinde bulunan Colorado ve Arizona koltuklarını kazanırken, Demokrat Senatör Doug Jones Alabama’yı kaybetti. Maine, Kuzey Carolina ve Montana’daki Senato seçimlerinin sonucu belirsizliğini koruyor. Cumhuriyetçiler, Güney Carolina, Georgia, Mississippi, Kansas, Iowa, Teksas ve Kentucky’de iyi finanse edilmiş Demokrat rakiplerine karşı koltuklarını korudular.

Demokratik Parti, kimi yerlerde yenilgiye uğrasa da Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğunu korudu. Görevdeki ilk dönemlerinde olan milletvekili kadınların, şiddetli bir antikomünist kampanya yürüten Küba kökenli Amerikalı Cumhuriyetçiler karşısında yenilgiye uğradığı güney Florida’da iki koltuk kaybetti. Demokratlar, mahkemenin seçim bölgelerini tekrar belirleme kararı vermesinden sonra Kuzey Carolina’da iki koltuk kazandılar.

Dolayısıyla, bir yıl aralıksız devam toplumsal, ekonomik ve siyasi sarsıntılara rağmen, Washington’daki siyasi görünümün, Beyaz Saray’da Trump, Senato Çoğunluk Lideri olarak Mitch McConnell ve Meclis Başkanı olarak da Nancy Pelosi biçiminde 2021’e kadar devam etmesi oldukça mümkün. Bu durum, sadece, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki siyasi yapıların halk basıncına tamamen kapalı olduğunu ve 1930’ların Büyük Bunalım’ından bu yana yaşanan en derin toplumsal krize yanıt veremeyeceklerini göstermektedir.

Başkanlık seçiminin sonucu belirsizliğini korusa da, bütün bir seçim süreci Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (SEP) perspektifinin doğruluğunu göstermiştir. SEP, kendi kampanyasında, işçi sınıfını Demokratik Parti’ye ve Biden’ın kampanyasına tabi kılma yönündeki tüm çabaları reddetti.

Önümüzdeki günlerde durum nasıl bir gelişme gösterirse göstersin, sınıf mücadelesi gelişmeye devam edecek ve etmelidir de. İşçi sınıfının her iki partiye ve tüm kapitalist sisteme karşı sosyalist bir programla donatılması gerekiyor.

Patrick Martin