Paris’te sığınmacılara polis saldırısı: İşçi sınıfına yönelik bir uyarı

28 Kasım 2020

Ağır silahlı çevik kuvvet polisi, Pazartesi gecesi Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan bir çadır kampına baskın düzenleyerek dünya genelinde milyonlarca işçiyi ve genci şok eden faşizan bir saldırı düzenledi.

Göz yaşartıcı gaz sıkan polisler, çadırlarındaki savunmasız sığınmacıları acımasızca darp etti ve Paris sokaklarında kovaladı. Seçilmiş yetkililer Belediye Binası’na kaçan sığınmacılarla konuşmaya çalıştıklarında, bir polis kordonunun arkasına sıkıştırıldılar. Dahası, hükümet, kamusal alanda polisin görüntüsünü çekmeyi yasaklayan ve buna 45 bin avro para cezası ile bir yıl hapis cezası getiren otoriter bir “küresel güvenlik” yasasını kabul ederken, polisler, müdahalelerini çeken gazetecilere saldırıyordu. Gazeteci Rémy Buisine’nin yere düşürülüp dövüldüğü videoya çekildi.

Halkın öfkesi büyür ve Cumhuriyet Meydanı’nda protestolar patlak verirken, çeşitli gazeteler ve siyasetçiler birdenbire polis vahşetine itiraz ettiler. New York Times, Fransa’da “baskıya doğru sürükleniş”i eleştirdi. Paris’in Sosyalist Partili (PS) Belediye Başkanı Anne Hidalgo, İçişleri Bakanı’na hitaben, “orantısız ve acımasız güç kullanımı”ndan söz ediyor ve ekliyordu: “Maalesef, bu kabul edilemez olay emsalsiz değil.”

Jean-Luc Mélenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisi ise, “sadece insan haklarını talep eden insanlara” karşı şiddeti eleştiriyordu.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron hükümeti, şimdi kendi operasyonunu eleştirmek zorunda hissediyor, hatta krizi kendi avantajına çevirmeye çalışıyor. “Şok olduğunu” iddia eden İçişleri Bakanı Gérald Darmanin soruşturma sözü verirken, Başbakan Jean Castex, “küresel güvenlik” yasası kabul edildikten sonra, polisin filme alınmasını ilişkin yasağa Anayasa Konseyi’nde itiraz etme sözü verdi.

Bunlar, işçileri ve gençleri uyutmayı amaçlayan sahte sözlerdir. Sığınmacılara yönelik acımasız devlet saldırısı, kötü hazırlanmış bir yasayla cesaretlendirilmiş birkaç kötü polis tarafından yapılan münferit bir “aşırı saldırgan polislik” vakası değildir. COVID-19 pandemisinin yön verdiği bir küresel ekonomik çöküşün ortasında, güçlü kesimleri faşist polis devletlerinin kurulmasını destekleyen mali aristokrasi ile işçi sınıfı arasında uluslararası düzeyde önlenemez bir çatışma gelişiyor. Ya sosyalist devrim ya kapitalist barbarlık alternatifleri tüm çıplaklığıyla gündeme geliyor.

Polisin görüntüsünü çekme yasağı kaldırılsa bile, bu Macron yönetiminin aşırı sağcı evrimini durdurmayacaktır. Yönetim ayrıca, üniversitelerdeki öğrenci işgallerini üç yıl hapis ve 45.000 avro para cezası ile cezalandıracak yasalar çıkarıyor ve pandemi sırasında vazgeçme sözü verdiği sert emeklilik kesintisini yeniden gündeme getiriyor. “Küresel güvenlik” yasasına göre, protestolara karşı insansız hava araçları kullanılacak. Ulusal ve yerel yarı askeri polislerin ve özel güvenlik kurumlarının olağanüstü ortak operasyon merkezleri oluşturulacak.

Le Monde, 450 bin silahlı insanın halka karşı görevlendirilecek olmasıyla birlikte, Fransa’da “her 150 kişi başına” bir polis düştüğünü (2018’de 280 kişi başına bir polisti) yazdı. Bu, Fransa’yı “Avrupa Birliği’nin güvenlik lideri” yapıyor.

Polis devletinin büyük çapta güçlendirildiği göz önünde bulundurulduğunda, neo-faşist emekli genelkurmay başkanı, General Pierre de Villiers’nin aşırı sağcı Current Values dergisine verdiği demeç incelenmeye değerdir.

Geçtiğimiz yıl, Macron hükümeti, ordunun toplumsal eşitsizliği protesto eden “sarı yelekliler”e ateş açmasına izin verdikten sonra, de Villiers, işçilere karşı daha fazla “sertlik” çağrısı yapmıştı. Çevik kuvvet polisinin 10 binden fazla kişiyi gözaltına almasına ve 4.400 kişiyi yaralamasına rağmen, demiryolu ve eğitim grevlerine karşı daha sert baskı talep eden de Villiers, şöyle diyordu: “Baş ile ayaklar arasında bir uçurum ortaya çıkmış durumda. Bu uçurum çok derin. ‘Sarı yelekliler’ bunun hâlihazırda ilk işaretiydi. Düzeni yeniden kurmalıyız; durum bu şekilde devam edemez.”

Geçtiğimiz hafta, de Villiers, Current Values’a verdiği demeçte, kriz o kadar derin ki “köklü dönüşümler” kaçınılmaz, diyor ve ekliyordu: “Bugün sadece güvenlik krizi değil, aynı zamanda pandemi de var; hepsi de ekonomik, toplumsal ve siyasi bir krizin ortasında oluyor ve liderlerimiz artık geniş bir güvene sahip değiller.”

De Villiers şöyle devam ediyordu: “Düşünülmezi düşünmeliyiz” çünkü “bu bastırılmış kızgınlıkların hepsi … sadece Fransa’da değil dünya çapında aynı anda patlak verebilir.”

Bununla neyi kastettiği sorulan de Villiers, neredeyse açıktan bir neo-faşist diktatörlüğe desteğini ifade etti: “Hukukun üstünlüğü açıkça güzel bir şey ama bazen stratejik olarak da düşünmeniz gerekiyor.”

COVID-19 pandemisi, dünya tarihinde tetikleyici bir olaydır. Pandemiden çok önce, sürdürülemez düzeydeki toplumsal eşitsizliğe karşı uluslararası bir sınıf mücadelesinin patlaması, egemen seçkinleri derinden sarsmıştı. Şimdi, ölümler artar ve ekonomi çökerken, toplumsal sefalet 1930’ların Büyük Bunalım’ından ve faşist döneminden beri görülmemiş oranda büyüyor. O dönem mali aristokrasi, işçi sınıfına karşı kendi ayrıcalıklarını savunmak için sınıf temelli faşist bir politika izlemiş ve on yıl boyunca rakiplerine karşı –dünya savaşıyla sonuçlanan– bir askeri çatışmaya yönelmişti.

Dünyanın egemen seçkinleri, banka kurtarma paketleri yoluyla trilyonlarca avro ve dolar değerinde kamu kaynaklarına el koyarken, pandeminin ortasında işçilere ve gençlere işyerlerine ve okula geri dönme emri veriyor. Forbes’e göre, AB’nin 2 trilyon avroluk kurtarma paketlerinden sonra, Fransa’nın en zenginleri pandemi sırasında meydana gelen ilk düşüşten kaynaklanan kayıplarını telafi ettiler: Bernard Arnault ve ailesinin serveti 142 milyar dolara, Françoise Bettencourt’nun 72 milyar dolara ve François Pinault’nun 46 milyar dolara geri döndü.

Ancak işçilere, sağlık hizmetleri ya da iş için veya virüsün yayılmasını durduracak uzun bir kapanma sırasında işçilere ve küçük işyeri sahiplerine tam mali destek sağlamayı finanse etmek için para olmadığı söyleniyor. Fransa, Almanya ve Avrupa’nın başka yerlerindeki sendikalar, AB’nin kurtarma paketlerini açıkça onaylayan açıklamalar yaptılar ve okula dönüş kampanyasını desteklediler. Bu politikanın sonucunda, Amerika Birleşik Devletleri’nde 265 bin, Avrupa’da ise 365 bin ölüm meydana geldi ki önümüzdeki kış aylarında bu rakamlar patlayıcı bir şekilde artacak.

Bu düzeylerdeki eşitsizlik, dağılmakta olan demokratik yönetim biçimleriyle bağdaşmamaktadır. ABD Başkanı Donald Trump, polisin George Floyd’u öldürmesi üzerine ülke genelinde patlak veren protestolara karşı yasalara aykırı bir şekilde orduyu görevlendirmeye çalıştıktan sonra, Michigan Valisi Gretchen Whitmer’in de aralarında bulunduğu üst düzey yetkililere suikast düzenlemeye çalışan aşırı sağcı milislere arka çıktı, 2020 seçimlerinde yenildiğini kabul etmeyi reddetti ve Pentagon önderliğini tehlikeli bir işaret olarak yeniden oluşturdu. Demokratik Parti ise, darbe tehlikesine karşı halk muhalefetini harekete geçirmeye çalışmak şöyle dursun, kamuoyunu alarma geçirmekten bilinçli olarak kaçındı.

Fransa ve Avrupa genelinde, aşırı sağcı polis devletleri kuruluyor. Mélenchon’un LFI’sı gibi sahte sol partiler ise, Macron’un AB desteğiyle uygulamakta olduğu, de Villiers’nin faşizan politikalarına bir alternatif değiller. “Sarı yelekliler”e saldırması için çevik kuvvete emir verdiği sırada Nazi işbirlikçisi diktatör Philippe Pétain’i “büyük bir asker” diyerek öven Macron, aşırı sağa yönelişe önderlik ediyor. Mélenchon’un meclis grubu, 2015-2017 arasında PS hükümetinin olağanüstü hal ilanına destek vermişti. Mevcut polis aygıtı o dönemde hazırlanmış ve ilk kez PS’nin iş yasasına karşı düzenlenen toplumsal protestolar sırasında görevlendirilmişti.

Bu olaylar, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) Fransa şubesi olan Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (Parti de l’égalité socialiste, PES) 2017 cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki çözümlemesini doğrulamaktadır. PES, Macron ile neo-faşist aday Marine Le Pen arasındaki ikinci tura karşı aktif boykot ve bir işçi sınıfı seferberliği çağrısı yaptı.

PES, bir Macron yönetiminin, neo-faşist Le Pen’in yöneteceği aşırı sağcı bir rejime gerçek bir alternatif olmadığı uyarısında bulundu. Macron’un kendi faşizan politika gündemine karşı uyarıda bulunmayı reddeden LFI gibi sahte sol grupların gerici rolüne karşı çıktı.

Pandemiye ve diktatörlük tehdidine karşı ileriye giden yol, işçi sınıfının uluslararası ölçekte sosyalist bir program temelinde seferberliğinden geçmektedir. İşe dönüş kampanyasını ve hastalığın yayılmasını durdurmayı dayatmak için okullarda ve işyerlerinde bağımsız iş güvenliği komiteleri önderliğinde bir uluslararası genel grev uğruna mücadele, aşırı sağa ve polis şiddetine karşı bir mücadeleyi de zorunlu olarak içeriyor. Halka karşı işlenen suçlardan ve gerici komplolardan suçlu olan egemen seçkinlerin, işçi sınıfı tarafından mülksüzleştirilmeleri ve bu kaynakların toplumsal ihtiyaçları karşılamak üzere kullanılması gerekiyor.

Alex Lantier