Kongre seçim sonucunu onaylamak için toplanırken Trump darbe komplosunu yoğunlaştırıyor

7 Ocak 2021

Bu yazı 6 Ocak 2021’de yayımlandı.

Amerika Birleşik Devletleri Kongresi, 2020 başkanlık seçimindeki Seçiciler Kurulu oylarını resmen saymak üzere bugün toplanıyor. Normal koşullar altında, bu bir formalitedir. Ancak bugünkü oylama, Başkan Donald Trump’ın bir darbe düzenleme, seçim sonuçlarını iptal etme ve bir başkanlık diktatörlüğü kurma yönünde süregiden aktif çabasının ortasında yapılıyor.

Trump, Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyelerinin çoğunluğunun ve azımsanmayacak sayıda Cumhuriyetçi senatörün aktif desteğiyle, oyların onaylanmasını engellemeye uğraşıyor. Trump, Salı günü yaptığı açıklamada, ABD Senatosu başkanlığı görevini yürüten ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in seçicileri “reddetme yetkisine sahip” olduğunu ilan etti. Bu tür bir adım, açıkça anayasaya aykırı olacaktır.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray’da konuşuyor (AP Photo/Evan Vucci)

Pazartesi günü Georgia’da konuşan Trump, “Bu Beyaz Saray’ı alamayacaklar. Ölümüne savaşacağız,” diye ilan etti.

On binlerce Trump destekçisi, Proud Boys gibi neo-faşist ve paramiliter örgütlerin önderliğinde, Washington DC’deki Kongre binasının dışında toplanıyor. Trump, Salı günü gösterilere tam desteğini açıkladı ve Çarşamba sabahı Beyaz Saray’ın önünde düzenlenecek bir mitingde konuşma yapacağını söyledi.

Demokratik Parti ve savunucuları, Trump’ın anayasayı ortadan kaldırma yönündeki aktif girişimi karşısında, Trump’ın eylemlerinin doğurduğu tehdidi gizleyip önemsiz gibi göstermek için ellerinden geleni yapıyorlar. Onların başlıca kaygısı, halkı tehlikeden haberdar etme ve kontrolden çıkabilecek bir muhalefeti harekete geçirme yönünde herhangi bir adım atmaktan uzak durmaktır.

Biden, Pazartesi günü, Trump’ın seçimi iptal etme çabalarını “mızmızlanma ve sızlanma” olarak adlandırdı. ABD’de anayasal düzeni ortadan kaldırmaya çalışan bir grup komplocudan “muhalif dostlarımız” diye söz etti ve her iki tarafa yaptığı “birleşme” ve “bölücü politikayı arkada bırakma” çağrısını yineledi.

Biden’ın sözleri, sadece omurgasızlık ve secde etmekten çok, temel bir sınıfsal gerçeği ifade etmektedir. Trump ve onun Demokrat muhalifleri, öncelikle dış politikaya odaklanan farklılıkları olmakla beraber, son tahlilde, aynı kapitalist sınıfın temsilcileridir. Eski başkan Barack Obama’nın söylediği gibi, bu çatışma, “okul içi bir kavga”dır. Stalinizm ve Halk Cephesi politikalarıyla tarihsel ortaklığıyla Amerikan sol liberalizminin en öne çıkan yayını olan Nation, Demokratik Parti’nin halkı uyutma çabalarına örnek oluşturmaktadır.

Trump’ın yaptıklarından “delilik” olarak söz eden Nation, kesin bir şekilde, Trump’ın darbe girişiminin başarıya ulaşmayacağını ilan ediyor: “İyi haber şu ki, Trump elinden geleni yapmış gibi görünüyor. Kargaşa çıkarmaya yetecek kadar gücü var ama seçimi iptal etmeye yetecek kadar değil.”

Nation’da çıkan bir başka makalede, Trump’ın eylemleri, “başarısızlığa mahkûm” bir “soytarı darbesi” olarak adlandırılıyor ve şu sonuca varılıyor: “Trump’ın siyasi gücü her geçen gün azalıyor ve seçimi bozma kabiliyeti konusunda gerçekçi olmayan iddialarda bulunmaya gerek yok.”

Nation’ın Amerikan siyasetindeki her şeyin 20 Ocak’ta normale döneceğine dair sarsılmaz inancı, Amerikan kapitalizminin dayanıklı doğasına olan inancının bir ifadesidir. Nation, kapitalizmin yenilmez ve zarar görmez olduğuna inandığı için, egemen sınıfın bir darbe yapmayı düşünmesi bile ona akıl almaz görünüyor.

Donuk Amerikan liberalizminin sesi budur. Bir programı olmadan, kapitalizmin krizine vereceği tek yanıt, kafasını kuma gömmek ve her şeyin eski haline dönmesini ummaktır.

Lev Troçki, 1934 yılında Fransa’da Édouard Daladier hükümetini deviren faşist sokak gösterileri hakkında şunları yazmıştı:

Fransız halkı uzun süre faşizmin kendileriyle hiçbir ilgisi olmadığını düşünüyordu. Bütün sorunların egemen halk tarafından genel oy hakkını kullanma yoluyla ele alındığı bir cumhuriyetleri vardı. Ama 6 Şubat 1934’te tabancalar, sopalar ve usturalarla donanmış birkaç bin faşist ve kralcı, ülkeye Doumergue’nun gerici hükümetini dayattı.

Faşist şiddet ve anayasaya aykırı darbe planlaması, şimdi de Amerikan siyasetinde nesnel bir faktör haline gelmiştir.

Açık konuşalım: Trump’ın darbesinin başarısız olacağı garanti değildir ve işçiler, onun tehditlerini son derece ciddiyetle ele almalıdır. Trump, iki hafta daha başkandır ve iktidara tutunmak için elindeki tüm gücü kullanmaya kararlıdır.

Demokratlar geri çekilirken, Trump kan dökmekten korkmuyor. O, kapitalizmin 1930’lardan beri en büyük krizinin ortasında, egemen sınıfın, önleyici bir karşıdevrim yapılmasını savunan kesimlerini temsil etmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin faşizmden ve diktatörlükten bağışık olduğuna, “burada olamayacağına” inananlar, Amerikan kapitalizminin krizinin gerçekliğine gözlerini kapatıyorlar. Sadece burada olabilir değil, burada oluyor.

Resmi medya ve Nation gibi yayınlarda çıkan yorumlar, sanki Trump’ın eylemleri onun ruh halindeki dalgalanmalardan kaynaklanıyormuş gibi, özellikle yüzeysellikleriyle dikkat çekiyor. Fakat Trump sadece kendi adına konuşmuyor. Trump’ın hâlihazırda bu kadar ileri gitmiş olması, mali oligarşinin önemli bir bölümünün demokrasi süslerini atmaya hazır olduğu anlamına geliyor.

20 Ocak, nihayetinde, sadece bir tarihtir. Biden göreve gelse bile, Trump ABD’de baskın bir siyasi figür olmaya devam edecek ve onun yerini almak için kenarda bekleyen başkaları var. Cumhuriyetçilerin elindeki eyaletlerin Biden’ın başkanlığını tanıyıp tanımayacakları bile belirsizdir.

Bu kriz, sadece ABD’de 350 binden fazla insanı öldüren ve giderek yayılan pandemi koşullarında gelişiyor. Ülkenin her yerinde hastanelerin kapasitesi doldu ve Los Angeles County, sağlık görevlilerine bakımı karneye bağlama talimatı verdi.

Bu felaket karşısında, egemen sınıfın tüm kesimleri, kârlarını çıkarmaya devam etmek için işletmelerin açık kalmasını talep ederek, “sürü bağışıklığı” politikasını kararlılıkla sürdürdüler. Kitlesel ölümün ve toplumsal sefaletin ortasında, Wall Street aralıksız yükselmeye devam ederken mali oligarşinin serveti büyüyor.

Bu ölüm saçan politikalar, politikanın oluşturulmasında ezilen sınıfların en temel çıkarlarını dikkate alamayacak kadar eşitsiz bir toplumsal düzeni yansıtmaktadır. Amerikan demokrasisinin çürüyüp kokuşması, nihayetinde, Amerikan kapitalizminin krizinin ve can çekişmesinin ifadesidir. Ve Trump, hastalığın yalnızca en görünür semptomudur.

Tıpkı pandemide hayatları kurtarma mücadelesinde olduğu gibi demokratik hakları savunma mücadelesinde de çare aynıdır: Mali oligarşinin iktidarı, toplumun sosyalist dönüşümü uğruna mücadele eden kitlesel bir işçi sınıfı hareketi eliyle ezilip alaşağı edilmelidir.

Andre Damon