COVID-19: Küresel aşılama, milliyetçilik ve tekel kârları eliyle engelleniyor

Jean Shaoul
11 Ocak 2021

Dünyanın en yoksul ülkeleri, küresel nüfusun sadece yüzde 14’ünü temsil eden en zengin ülkelerden bazılarının şimdiye kadarki en umut verici aşıların yüzde 53’ünü satın almasının ardından, COVID-19’un uzun süreli yayılması nedeniyle büyük tehlike altında bulunuyor.

Sonuç olarak, düşük gelirli ülkelerdeki nüfusun sadece yarısının bile aşılanması 2022’nin sonlarına veya 2023’ün başına kadar sürebilir.

Pek çok az gelişmiş ülke, nispeten az sayıda COVID-19 vakası ve ölüm bildirdi; 54 ülkeden oluşan tüm Afrika kıtası, Fransa’dan daha az ölüm bildirdi ki bu, gerçek sayının fazlasıyla altındadır. Enfeksiyonu, hastalığı tanımlamaya yarayan hastalık belirtisini test etmek için şok edici derecedeki kaynak eksikliği ve hatta genel ölüm kayıt sistemlerinin eksikliği, resmi istatistikleri neredeyse tamamen anlamsız kılıyor.

COVID aşısı (Stok görsel kaynağı: Envato)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, memnuniyetle karşıladığı aşıların “tünelin sonundaki ışığa bir bakış” sağladıklarını söyledi. Yine de, “pandemiyi ancak aynı anda her yerde bitirirsek gerçekten sona erdireceğiz, bu da bazı ülkelerdeki tüm insanlar yerine tüm ülkelerdeki bazı insanları aşılamanın gerekli olduğu anlamına geliyor,” dedi.

Ghebreyesus, “aşılar, bulaşmayı durdurmak ve hayat kurtarmak için alet çantamızda bulunan diğer birçok aleti tamamlayacak ancak onların yerini almayacak. Hepsini kullanmaya devam etmeliyiz,” diye ekledi.

Gerçekte, gelişmiş kapitalist ülkelerde ve ezilen ülkelerde işçi sınıfının içinde bulunduğu kötü durum, dikkate değer bir benzerlik taşıyor. Emperyalist merkezlerin aşı üzerinde tekeli varken, piyasanın anarşisi ve mali oligarşinin milyonlarca insanın hayatına yönelik kayıtsızlığı, engeller ve yarı önlemlerle boğuşan bir aşılama sürecine neden oluyor.

Herhangi bir ülkenin salgını sadece aşı ile bitirebileceği şüphelidir. Kısmen aşıların çoğunun 16 yaş altı grup için onaylanmaması nedeniyle, kısa vadede ulaşılması muhtemel olmayan bir hedef olan “sürü bağışıklığı”na ulaşmak için dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 70’inin aşılanması gerekecektir.

Sınır kontrolleri tarafından engellenmeden dolaşan, hızla yayılan bir virüse karşı aşı temin etme yarışı, pandemiyi uzatma ve yoğunlaştırma tehdidi yaratan şiddetli bir ulusal rekabeti harekete geçirmiş durumda.

Kapitalist üretim sisteminin kamu yararına değil, özel kâr için olmasındaki akıldışılık, pandeminin dünya çapında yıllarca çok daha insanı öldüreceği ve aşılama yoluyla virüsü kontrol etmeyi başaran ülkelerde bile yeniden canlanacağı anlamına geliyor. Pandeminin devamı, çok büyük ve gereksiz yere can kaybına yol açmasının yanı sıra milyarlarca insanı yoksulluğa sürükleyecektir.

Filistin’de salgının merkez üssü olan El Halil’de COVID-19 ile mücadele (kaynak: MSF.org)

Büyük ölçüde kamu tarafından finanse edilen laboratuvarlarda yürütülen maliyetli araştırmalar sonucunda ortaya çıkan aşıların patentlerine sahip olan bir avuç dev ilaç şirketi, yıllarca devasa kâr edecek.

Sadece üç aşı üreticisi; Pfizer-BioNTech, Moderna ve AstraZeneca, yaklaşık 2,6 milyar insanı aşılamak için 2021’de yaklaşık 5,3 milyar doz üretmeyi planlıyor (koronavirüse karşı korunmak için iki doz gerekiyor). Uluslararası Af Örgütü, Oxfam ve Global Justice Now’ı kapsayan Halkın Aşı İttifakı, zengin ülkelerin önceden büyük miktarlarda (tüm gelecek vaat eden aşıların yarısından fazlasını) sipariş vermiş olması nedeniyle, tüm dünya için yeterli aşı olmadığı konusunda uyarıyor.

Halkın Aşı İttifakı’na göre, daha zengin ülkeler, nüfuslarının tamamını üç kez aşılamaya yetecek kadar doz satın aldı ve Kanada, her yurttaşı beş kez koruyacak kadar aşı sipariş etti. ABD, birkaç potansiyel aşıdan 1,1 milyar doz –ihtiyaç duyulan sayının neredeyse iki katı– ön sipariş verdi. Sadece üç ülke, Avustralya, Kanada ve Japonya, küresel koronavirüs vakalarının yüzde 17’sinden fazlasına sahip olan Latin Amerika ve Karayipler’den daha fazla potansiyel aşı dozu sağladı.

Domuz gribi (H1N1) salgını sırasında, ABD ve diğer zengin ülkeler mevcut olan neredeyse tüm aşıları satın almıştı. Domuz gribi 2009-2010 yıllarında dünya çapında çeyrek milyondan fazla insanı öldürdü. Daha zengin ülkeler, ancak kendi ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra bazı aşıları düşük gelirli ülkelerle paylaşmayı kabul ettiler.

HIV/AIDS salgınında, şirketler tek tip uluslararası bir fiyat dayatırken, yoksul ülkeler hayat kurtaran ilaçlar için piyasa ortalamasının üzerinde fiyatlandırıldılar. Sonuç olarak, anti-retroviral ilaçların kişi başına düşen GSYİH’ye göre ayarlanan maliyeti Güney Afrika’da, İsveç veya ABD’den daha yüksekti ve bu da ilacı HIV/AIDS’li milyonlarca Güney Afrikalının ulaşamayacağı bir yere koydu.

İlaç şirketleri, ABD’deki Clinton yönetiminin ve bazı Avrupa hükümetlerinin desteğiyle, yurt dışından daha ucuz muadil ilaçlar satın alan Güney Afrika hükümetine dava açarak, ülkenin Devlet Başkanı Nelson Mandela’yı baş sanık olarak adlandırdı ve bu davalar ancak uluslararası kitlesel protestolardan sonra düştü.

Bu yılın başlarında, Avrupa Birliği (AB), gelecekteki bir salgın için hazırlayamadıkları kişisel koruyucu donanım, ventilatör ve ilaçların üretimini ve dağıtımını koordine etmek yerine, diğer 70 ülke ile birlikte, bunların ihracatına yasaklar veya sınırlar koydu.

Belçika’nın bütçeden sorumlu Devlet Bakanı Eva De Bleeker, Big Pharma’nın devasa ölçekteki tekel kârlarını açığa vurdu. Önde gelen Covid aşıları için AB’nin bir blok olarak ödemek üzere pazarlık yaptığı fiyatları Twitter’da yayımladı ve daha sonra hızlıca sildi. Araştırmaları ABD hükümeti tarafından finanse edilen Moderna’nın, araştırması Birleşik Krallık hükümeti tarafından finanse edilen Oxford/AstraZeneca’nın fiyatının 10 katını talep ettiğini gösteren bu bilgiler, üreticiler arasındaki büyük fiyat farklarını ortaya çıkardı:

ABD, güvenli veya etkili oldukları kanıtlanmadan önce, Amerikalılar için 300 milyon doz Oxford-AstraZeneca aşısını güvence altına almak için 1,2 milyar dolar ödedi; bu, doz başına 4 dolara eşit bir meblağ – AB’nin ödediğinin iki katı. ABD, Pfizer aşısı için AB’nin 14,59 dolarlık fiyatına kıyasla doz başına 19,50 dolar ödeyerek ABD Kongresi’nde öfkeyi körükledi. Buna karşılık, Moderna aşısının bir dozu, ABD’deki 14,80 dolarlık fiyata kıyasla AB’ye 18 dolara mal olacak.

En zengin ülkeler fazla dozlarını paylaşırlarsa ya da paylaştıkları zaman, aşıları çok taraflı halk sağlığı girişimleri yoluyla dağıtmak yerine, büyük olasılıkla onları bir siyasi güç aracı olarak müttefiklerine ve bağımlı devletlere, iki taraflı olarak düşük maliyetle bağışlayacak veya satacaklardır.

Filistin, El Halil’de koruyucu sağlık uygulamaları yapan çocuklar, Eylül 2020 (kaynak: MSF.org)

Oxfam’ın Sağlık Politikası Müdürü Anna Marriott bu konuda şunları belirtti: “Hiç kimsenin, yaşadığı ülke veya cebindeki para miktarı nedeniyle hayat kurtaran bir aşıyı yaptırması engellenmemelidir. Ancak bir şeyler çarpıcı biçimde değişmedikçe, dünya çapında milyarlarca insan önümüzdeki yıllarda Covid-19 için güvenli ve etkili bir aşı alamayacak.”

Geçtiğimiz Ekim ayında Hindistan ve Güney Afrika, Dünya Ticaret Örgütü’nden aşılar için fikri mülkiyet korumasından feragat etmesini ve gelişmekte olan ülkelerin muadil versiyonları üretmesine veya ithal etmesine izin vermesini istedi. ABD, AB ve Birleşik Krallık bu öneriyi reddetti.

Big Pharma’nın talep ettiği fahiş fiyatları ödeyemeyen 94 yoksul ve orta gelirli ülke, Dünya Sağlık Örgütü, Salgına Hazırlık İçin Yenilikler Koalisyonu (CEPI) ve Küresel Aşı ve Bağışıklama İttifakı (GAVI) dahil olmak üzere uluslararası sağlık kuruluşlarından oluşan bir Kamu-Özel Ortaklığı olan Covax ile anlaşmalar imzaladı. Ancak bu girişim, en iyi durumda, katılımcı ülke nüfusunun yüzde 20’si için aşı sağlayacak.

Covax aşısı paylaşım projesi, WHO, Avrupa Komisyonu ve Fransız hükümeti tarafından kurulan Covid-19 Araçlarına Erişim (ACT) hızlandırıcısının üç kolundan biridir. HIV/AIDS davası bozgununun ardından, küresel halk sağlığı endüstrisinin daha geniş çapta, WHO’dan uzakta ve özel sektöre doğru yeniden yapılandırılmasının bir parçasıdır. Bu yeni girişimler bağışçı ülkeleri, Bill ve Melinda Gates Vakfı gibi hayırseverleri ve (aşı üreten şirketleri içeren) GAVI ve AIDS, Tüberküloz ve Sıtma ile Mücadele Küresel Fonu gibi yeni konsorsiyumları yetkilendiriyor.

Alıcı ülkeler, hangi aşıyı alacaklarını veya dozların ne zaman geleceğini bilmeden peşin ödeme yaparak, ilgili şartlarla şeffaf olmayan anlaşmalar imzalamak durumundalar. Covax, doz başına bir fiyat tahmini sağlıyor ancak gerçek maliyetler yükselirse, aşı başarısız olursa veya herhangi bir şey ters giderse, riski alıcının üstlenmesi gerekiyor. GAVI’nin İcra Kurulu Başkanı Seth Berkley, GAVI’nin ilk iki milyar dozu sonradan alabileceğini söyledi ancak ilaç şirketleriyle yapılan anlaşmalarla ilgili bilgileri “ticari olarak gizli” olarak nitelendirerek açıklamayı reddetti. Berkley; aşıların ne zaman geleceğini veya satın almaya konu 6,8 milyar doların nereden geleceğini ya da pandeminin ekonomik etkisiyle zaten tehlikeye giren dağıtım ağlarının bununla nasıl başa çıkacağını açıklamadı.

Birçok yoksul ülke, bazı aşıları ücretsiz veya düşük maliyetli olarak almak için neredeyse tamamen uluslararası yardım kuruluşlarına bağımlı olacak.

Kamu fonlarıyla finanse edilen laboratuvarlar aşıların hızlı bir şekilde geliştirilmesini mümkün kılarken, tüm büyük kapitalist güçlerin küresel COVID-19 pandemisine verdiği korkunç yanıt, kapitalizme ve insan sağlığının özel kâra tabi kılınmasına son verme ihtiyacını ortaya koyuyor. Uluslararası işçi sınıfı, ilaç devlerini ve her büyük sanayi sektörünü kamulaştırmak için müdahale etmeli, bu tekelleri insanlığın ihtiyaçlarına hizmet etmek üzere kamuya ait ve demokratik olarak denetlenen kuruluşlara dönüştürmelidir.

3 Ocak 2021