Biden yönetimi: Hayal ve gerçek

23 Ocak 2021

Demokratik Parti güdümündeki medyada, Başkan Joe Biden ile Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in göreve başlamasını Amerikan siyasetindeki esaslı bir dönüm noktası olarak sunma yönünde yoğun bir çaba var.

Kuşkusuz, ABD’deki ve dünyadaki milyonlarca insan içinde, faşist Trump’ın, Biden’ın zaferinin Kongre tarafından onaylanmasını durdurmayı amaçlayan bir ayaklanmayı kışkırtmasından iki hafta sonra Washington’dan ayrılmasını görmekten dolayı büyük bir rahatlama var.

Ancak Beyaz Saray’ın Cumhuriyetçilerden Demokratlara aktarılmasıyla birlikte, bu hükümetin ne yapacağı ve hatta ne yapabileceği konusundaki yanılsamalara karşı çıkmak gerekiyor. Onun eylemleri, eşi görülmemiş bir sosyal, ekonomik ve küresel kriz koşulları altında egemen sınıfın çıkarları tarafından belirlenecektir. Ne var ki, Biden yönetiminin kapitalizm yanlısı, emperyalist politikasının gerçekleri ve göreve başladığı feci ekonomik ve toplumsal koşullar hakkında halkı uyutma çabaları sürüyor.

New York Times yayın kurulu üyesi Jesse Wegman, Çarşamba günkü yazısında “Biden, Trump’ın Bozduğunu Düzeltebilir” diyerek şöyle yazıyordu: “Amerika şimdi, seçmenlerinin hayatlarını iyileştirmeyi önemseyen, saygın, deneyimli bir kamu görevlisi tarafından yönetiliyor.”

Senatör Bernie Sanders, Guardian’da yayımlanan yazısında, Biden ve Demokratlar için artık “eski gidişe son vermek” ve Trump yönetiminin pandemiye feci yanıtından servet eşitsizliğine kadar ülkenin karşı karşıya olduğu bir dizi sorunu ele almak için bir fırsat açıldığını ilan etti.

Sanders, Beyaz Saray’ı ve hem Senato’yu hem de Temsilciler Meclisi’ni kontrol eden Demokratlar “Amerikan halkına, hükümetin onların acılarına ve kaygılarına etkili ve hızlı bir şekilde yanıt verebileceğini gösterme konusunda cesaretini toplamalılar,” diyordu. Sanders, Senato bütçe komisyonunun yeni başkanı olarak, Biden ve Kongre’deki meslektaşlarının takip etmeleri için olumlu bir örnek oluşturacağına söz veriyordu.

Amerika Birleşik Devletleri bu noktadan defalarca geçti. 1993’te, “Umut adam” Bill Clinton göreve gelince, sağcı Reagan/Bush döneminin sona erdiği ilan edilmişti. Clinton, içeride, “bildiğimiz haliyle” refaha son verirken, dışarıda, Balkanlar’da savaş başlattı ve Irak’ı bombaladı. “Umudun ve değişimin” adayı Obama ise, George W. Bush’un başlattığı savaşları genişletti ve Wall Street’e trilyonlarca dolar akıttı. Obama, toplumun altından tepesine doğru o zamana kadarki en büyük servet aktarımı sürecini yönetti.

Bu, elbette, sadece bir Amerikan olgusu değil. Bunun için, Biden’ın vaat ettiği her şeyin çok daha ötesindeki radikal değişim vaatlerinden iktidara veya liderliğe gelince vazgeçilen Yunanistan’daki Syriza’nın, İspanya’daki Podemos’un ve Birleşik Krallık’taki Jeremy Corbyn’in (İşçi Partisi) en son deneyimlerine bakmak yeterlidir.

Biden’ın ilk günlerinde imzaladığı (Trump’ın sınır duvarı inşaatının durdurulması, Müslüman karşıtı seyahat yasağının kaldırılması ve Paris iklim anlaşmasına yeniden katılma gibi) başkanlık kararnameleri, sanki geniş kapsamlı ve dönüşümsel politika değişimlerini temsil ediyorlarmış gibi ani bir heyecan yarattı. Ancak bakıldığında, bunlar, halkın geniş kitlelerinin koşullarını kökten değiştirecek hiçbir şey yapmayan ufak tefek şeylerden oluşmaktadır. Tıpkı öğrenci kredisi faiz ödemelerindeki “duraklama”nın uzatılmasının on milyonlarca kişinin halen sırtında olan 1,7 trilyon dolarlık borç yükünü hafifletmek için hiçbir şey yapmaması gibi, ev tahliyelerine ilişkin ulusal borç ertelemesinin uzatılması da çoğu krediye uygulanmıyor veya ödenmemiş kiraları azaltmıyor.

Biden’ın pandemi planı, sınırlı bir maske takma şartından ve ilk 100 günde 100 milyon doz aşının yapılması için daha hızlı aşı dağıtımı vaatlerinden oluşuyor. Biden danışmanları, hedeflerine ulaşsalar bile çoğu insana sıranın gelmesi için aylar geçeceğini kabul etmiş durumdalar. Biden, virüsün yayılmasını kontrol altına almak için hayati olmayan üretimi durdurmayı reddetti ve tüm ilköğretim okullarının üç ay içinde açılacağını ilan etti. Bu kararlar, her gün 3 binden fazla insanın öldüğü ve hastanelerin COVID-19 hastalarıyla dolup taştığı koşullarda alınıyor.

Biden yönetimi, 1,9 trilyon dolarlık pandemi yardımı paketi vaatlerini şimdiden ağırdan alıyor. Demokratların Kongre üzerindeki kontrolüne rağmen, Biden, tasarının Cumhuriyetçilerin desteğini alması konusunda ısrar etti; bu da tasarının görüşmelerde daha da kırpılacağı anlamına geliyor. 900 bin Amerikalı daha geçtiğimiz hafta işsizlik başvurusunda bulunurken, CBS News, 1.400 dolarlık yardım çeklerinin (Biden ve Demokratlar, Georgia’daki Senato yarışında acilen 2 bin dolarlık bir ödeme vaat etmişlerdi) Amerikalılara gönderilmesinin aylar alabileceğini bildirdi.

Yönetiminin atacağı her adım, şu sınırlar dahilinde olacak: 1) mali oligarşi ve Wall Street için kabul edilebilir olanlar ve 2) Amerikan emperyalizminin küresel jeostratejik çıkarlarının gerekleri. Demokratlar, pandemi konusunda, Trump’ın piyasaları memnun eden ölümcül “sürü bağışıklığı” politikasını sürdürmeye devam edeceklerini açıkça ortaya koyuyorlar.

Dış politikaya gelince, Biden’in kabine adayları için yapılan Senato onay oturumları, Rusya ile gerginliğin daha da artmasının yanı sıra dış politikanın pek çok açıdan Trump’ınkinin bir devamı olacağını açıkça ortaya koydu. Demokratların Trump’a yönelik muhalefetlerindeki başlıca mesele, ABD’nin Rusya ile ilişkileriydi. Biden yönetimi, Libya’ya savaş açılması için bastıran, Suriye’deki iç savaşı körükleyen ve Amerikan insansız hava araçlı savaş operasyonlarını büyük ölçüde genişleten Obama yönetiminin eski üyeleriyle dolu.

Güney Carolina Senatörü Lindsay Graham’ın sorularını yanıtlayan Dışişleri Bakanı adayı Anthony Blinken, İran’ın bir “terör destekçisi devlet” olduğunu söyledi, İsrail’in ırkçı bir ülke olduğu iddiasını reddetti, ABD askerlerinin Afganistan’dan derhal çekilmesine karşı çıktı ve yoksulluktan ve şiddetten kaçan Orta Amerikalılara ABD’ye gelmemelerini söyledi. Çarşamba günü Ulusal İstihbarat Müdürü olarak hızla onaylanan Avril Haines, Trump tarafından peşi bırakılmayan Çin’e karşı “saldırgan tavrı” desteklediğini belirtti.

Biden yönetiminin yönelimi, “birlik”; yani sağcı ve emperyalist bir politika temelinde Cumhuriyetçi Parti ile birliktir.

Biden, yaklaşık yarım yüzyıldır ulusal siyasette görev alan bir devlet varlığıdır. Daha önce belirttiğimiz gibi, Biden o evrende yaşamaktadır. Onun temel kaygısı, devlet aygıtını ve özellikle de Cumhuriyetçi Partiyi yeniden cilalamak, özünde işçi sınıfına karşı bir ulusal birlik hükümeti kurmaktır. Resmi siyaset yapısı sola değil sağa gidiyor; Trump’ın beslediği faşizan güçler devlet yapısına daha da entegre oluyorlar.

Ülkede ilk vakanın doğrulanmasından bir yıl sonra, Amerikan toplumu, işsizlik, açlık ve evsizlikte sert bir yükselişi tetikleyen COVID-19 pandemisi ile perişan olmuş durumda. 418 binden fazla insan hayatını kaybederken, 25 milyon insan hastalığa yakalandı. On binlerce küçük işletme kalıcı olarak kapanırken, zenginlerin serveti muazzam ölçüde büyüdü ve borsa yükseldi.

Büyük bir sınıfsal çatışma için koşullar olgundur. Bu hafta Bronx’taki Hunts Point Produce Market’ta çalışan 1.400’den fazla işçinin grevi, çok daha geniş bir toplumsal öfkenin sadece ilk belirtisidir. Bunun, kapitalizme muhalefet biçiminde geliştirilmesi gerekiyor.

Pandemi karşısında izlenen korkunç politikadan durmadan büyüyen ekonomik ve toplumsal eşitsizliğe kadar işçi sınıfının karşı karşıya olduğu sorunların hiçbiri, mali oligarşinin toplumun her yönü üzerindeki hakimiyeti kırılmadan çözülemez. İşçiler, Demokratik Parti ile olan deneyimlerinin derslerini çıkarmalılar: hayatları kurtarmak, eşitsizliğe ve savaşa son vermek için bağımsız, devrimci sosyalist bir yolun geliştirilmesi gerekiyor. Toplumu Wall Street’in değil de insanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere yeniden düzenlemek isteyen herkes, bugün Sosyalist Eşitlik Partisi’ne katılma kararı almalıdır.

Niles Niemuth